O kendini bütün kavimlere gelmiş bir kitap olarak tanımlamaz.Ben sadece Araplar için düzenlendim der.
O açıkça SADECE ARAPLARA GELDİĞİM İÇİN ARAPÇAYIM demektedir.
Kuran kendini bütün kavimlere ve bütün dillere gelmiş bir kitap
olarakmı sunuyor?Yoksa sadece Arap Kavmine gelmiş bir kitap olarakmı
sunuyor?Altın soru budur ve bu soru eşliğinde Kuran incelenmelidir.
Her kavme başka değil,sadece o kavmin
kendi diliyle sesleniriz.O kavmin kendi içinden bir peygamber yollayarak
bunu yaparız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavminede sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe
inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de
Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek
istemeyecektir. Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki
tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece
kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara
anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Görüldüğü gibi gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin dili,yani
sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4
nolu ayet. Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı
kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine
yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden
bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu
tutulmamış oluyor. Yani her kavmin kendi dilini konuşan kendi içinden
olan bir uyarıcı peygamberi olmalıdır bu ayete göre.Ve peygamberde kendi
dilini anlamayan kavimler için değil,kendi dilini anlayan kendi kavmi
için yollanmış oluyor. Peki Muhammed ve Kuran mesajı bu konuda
istisnamıdır?Elbetteki hayır.Ayetler Kuran mesajınında bir kavim için
olduğunu,bütün kavimler için olmadığını söylüyor.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller
içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin
bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün
kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı
hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır.
Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde
görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN
DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı
kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte
okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran
bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir
demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Arapça olmasaydı o tek kavim bilemeyecekti.Bilir olma durumuna gelemeyecekti.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu
ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına
gelmediği açıktır.Kuran açıkça kendini Araplarla sınırlıyor.Sadece
Arapların anlamasını göz önünde bulunduruyor.
Senden mucize istiyorlar.Sen sadece
uyarıcı bir peygambersin.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcı
peygamberi(hidayetçisi) vardır(RAD 7 KURAN)
Ve her kavmin uyarıcı peygamberi de o kavmin kendi dilinde olmalıdır Kurana göre:
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece
kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara
anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Her kavme başka değil,sadece o kavmin
kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber
yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Peki bu neden böyledir?Neden bir kavmin sorumlu tutulacağı mesaj o
kavmin kendi dilinde inmiş olmalıdır?Çünkü her kavmin yabancı dilde inen
mesaja itiraz hakkı vardır Kurana göre.Mesaj yabancı dilde inmişse
bunun sakıncalı ve istenmeyen bir durum yaratacağını söyleyen bizzat
Kuran’ın kendisidir.
Eğer onu Arapça bir Kuran
kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap
yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan
kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır. Hatta Araplar bizden
öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı
demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı
olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece
belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi
dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme
hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN) Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap
inmelidir. Kuran tek kavim demekle yetinmez.O tek kavmin özelliklerinide
sayar. MUHAMMED’DEN ÖNCE ATALARI HİÇ UYARILMAMIŞ OLAN BİR KAVİMDİR:
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır
o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek
kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)
ARAPÇA OLANI ANLAYABİLEN,ARAPÇA OLMAYANA İTİRAZ EDEN BİR KAVİM:
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Eğer onu Arapça kılmasaydık,neden
dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç
derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen
kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor. Asla
doğru çeviremiyecekleri bir özel ayet var.Nahl suresi 64.ayeti.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu
söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru
çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum. وَمَا
أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي
اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den
başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa
düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve
rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman
etmeleri/müminlik
Kitabı sana başka şey için değil,sadece
kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet
ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN) Kuranın
iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça
söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
###########################################
KURANI EVRENSEL GÖSTERMEK İÇİN YAPILAN SAHTEKARLIKLAR:
Bütün bunları gören Molla takımı bunları örtbas etmek için çeşitli
hilelere baş vurdular:Bilerek anlamından saptırılan bazı ayetlerle
konuyu hasır altı etmeye çalıştılar. Şimdi onların hilelerine değinelim
birazcık: 1-MEKKENİN ÇEVRESİ DEYİMİNİ BÜTÜN DÜNYAYI KAPSAYAN BİR HALE
SOKMAK İSTEDİLER 2-KURANDAKİ İNSANLAR KELİMESİNİ YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN
İNSANLAR OLARAK SUNMAYA ÇALIŞTILAR 3-KURANDAKİ ALEM KELİMESİNİ BÜTÜN
YARATIKLAR ANLAMINDA KULLANMAYA ÇALIŞTILAR. Şimdi bu hilelerin
ayrıntılarına bakalım:
MEKKENİN ÇEVRESİ BÜTÜN DÜNYA ANLAMINA GELİR Mİ?
Bu kutsal mubarek kitaptır.Onların
ellerindekini doğrulayandır.Ana şehri(Mekke) ve çevresindekileri uyarman
için indirdik(ENAM 92 KURAN)Kuranı sana Arapça indirdikki ana
kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Şimdi bu ayetlere bakıp mekkenin çevresi bütün dünya ve bütün
insanlıktır diyorlar.Bu elbetteki açık bir saptırmadır.Kuran çevre
derken civarı kasteder.Yakın civarı.Bütün dünyayı kastetmez.
Pabuçlarını çıkar Musa.Çünkü Kutsal yerdesin,tuvadasın(TAHA 12 KURAN)
Ey musa bu ateş ve çevresindekiler mubarek kılındı(NEML 8 KURAN)
Eğer çevre demek bütün dünya demekse o zaman ateşin çevresindekiler
kutsal kılındığına göre,bütün dünyadakiler kutsal kılındı mı diyecekler?
Ateş ve çevresi kutsal olduğu için Musa papuçlarını çıkarmak
zorundadır. Eğer ateşin çevresi bütün dünyaysa o zaman bütün dünya
kutsal kılınmıştır ve musa dünyanın her yerinde çıplak ayakla gezmek
zorunda kalacaktır.
Mescidi aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır(İSRA 1 KURAN)
Çevre demek bütün dünya demekse o zaman;mescidin çevresi kutsal kılındı
derken dünyanın her yeri kıtsal kılındı mı demiş oluyor? Görünen o ki
çevreden kasıt sadece civarıdır. Yani kabenin çevresinde 7 defa
dolaşmak(tavaf) bütün dünyanın etrafını 7 defa dolaşmak olmadığı
gibi,mekkenin çevresi de,kudüsün çevreside,ateşin çevreside yakın çevre
anlamına gelir.Civar anlamında.Bütün dünya anlamında değil. Zaten Kuran
Mekkenin Çevresini ARAPÇA KONUŞANLARLA SINIRLANDIRMIŞTIR: Mollalar,mekke
civarı diyen ayetlerin bütün insanlıgı kastettiğini iddia etsede,durum
hiç öyle değildir.Çünkü ayetler Mekke Civarı kelimesine Arapça konuşulan
civar olması gibi bir ön koşulda ekliyorlar.Eğer ARAPÇA kelimesi
konulmamış olsa mollalar paçayı kurtarabilirdi.Ama ayetler açıkça Arapça
bilenlerden ve Arapça konuşanlardan ibaret bir çevreden
bahsediyor.Hatta Kuran ın Arapça inmesinin sebebini de MEKKE VE
ÇEVRESİNDEKİLERİN ARAPÇA KONUŞANLARDAN İBARET OLMASINA BAGLIYOR
Kuranı sana Arapça indirdik ki,ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Bundan önce bir rahmet ve önder olan
Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için
indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Aslında TEK ANA KENT YOK PEK ÇOK ANA KENT VAR.Yani her kavmin bir ana
kenti ve çevre kentleri var.Yahudilerin Kudüs,Arapların Mekke v.b. Bir
ana kentin çevresi diğer ana kentin çevresi başlayınca sona eriyor. Ve
her kavmin ana kentine ve çevresine ayrı bir peygamber gerekiyor:
Rabbin memleketlerin ana kentlerine peygamberler yollamadıkça o memleketleri helak etmez(KASAS 59 KURAN)
Sen peygamberlerden birisin.Bütün kavimlerin her biri için ayrı bir peygamber vardır(RAD 7 KURAN)
Aslında anlatılmak istenen bir kavmin her şehrine değil sadece ana
kentine peygamber yollanacağıdır.Ana kente yollanan peygamberin o kavmin
çevre kentlerinede yollanmış olacağıdır.
Dileseydik elbetteki her beldeye ayrı bir peygamber yollardık(FURKAN 51 KURAN)
Ama hayır bunu yapmıyoruz diyor.Bir kavmin sadece ana kentine peygamber yolluyoruz diyor. ####################
KURANDA İNSANLAR KELİMESİ BÜTÜN İNSANLIK ANLAMINA GELİYOR MU?
Deki ey insanlar topluluğu ben sizleri uyarmak için geldim(ARAF 158 KURAN)
Seni bütün gönderişimiz insanlara uyarıcı olmandır,başkası şey değil(SEBE 28 KURAN)
Bu ayetleri göstererek bakın insanlara gönderildin diyor,o zaman bütün
insanlara gönderildi anlamı çıkar diyorlar. Buda bilinçli yapılan bir
aldatmaca ve yanıltmadır.Çünkü Kuran insanlar yada insanlar topluluğu(Lİ
EN NASİ) derken PEYGAMBERİN KAVMİNDEN OLAN İNSANLARI kastetediyor.Yani
İNSANLAR derken BİR KAVMİN İNSANLARI kastediliyor.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden
Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan
bütün insanlar mı? Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün
insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey
muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin
kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni bütün insanların başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı
getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden
olan insanların tamamıdır. Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık
derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor.
Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi
olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara
gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan
Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için
indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.
Zaten Kuran anlayışında bir peygamber milyonlarca kişiye gönderilmez.
Onu(Yunus’u), yüz bin yahut daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.(SAFFAT 147 KURAN)###########################
ALEM(BİLEN) KELİMESİNİN SAPTIRILMASI VE İSTİSMARI:
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne)
Merhametimizle seni alemlerden başkasına göndermedik(ENBİYA 107 KURAN)
Tefsirin babası denilen en eski ve en büyük tefsirci sayılan İBN-İ
ABBAS,alem kelimesinin sadece şuurlanmış olanları kapsadığını
söylemiştir.Bir kavim yada bir zümre içindeki şuurlanmışları.Yani
günümüz tabiri ile aydınları,cahil olmayanları. http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
İbni Abbas Ankebut Suresi 15 nolu ayetini ve Kamer Suresi 15 nolu
ayetini referans göstermiştir buna. O ayetlerde;geminin alemlerin
düşünmesi ve ibret alması için geriye bırakıldığı söyleniyor.Gerekli
ibreti almak sadece aklını iyi kullananlara özel olduğu için,alemler
ibret alır demek aklını iyi kullananlar ibret alır demektir.Yani alem
ile aklını iyi kullanan aynı anlamdadır.Zira akılsızlar ve cahiller
ibret alamayacağı için cahiller alem(ibret alan akıllılar) sayılamazlar.
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne)
Gemiyi bilenlerin(alemine) ibret alması için geriye bıraktık(ANKEBUT 15 KURAN)
Onu bir işaret olarak geride bıraktık.Düşünüp ibret alınsın diye(KAMER 15 KURAN)
İlk ayet alemler ibret alsın diyor.İkinci ayet düşünüp ibret alınsın
diyor.Yani alem demek düşünüp ibret alan demektir. Bu çok yerinde bir
çıkarımdır.Alemler ibret almalıdır(KAMER 15) denildiğine göre,şuursuzlar
ibret alamayacağına göre:demek ki alem demek şuurlu olan demektir.
Zaten ilginç olan,tercümanların diğer ayetlerde ALEM kelimesini Türkçeye
çevirmeleri ve BİLEN anlamında çeviriye almalarıdır.Ama enbiya
suresinde nedense ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmemişler ve olduğu
gibi Arapça bırakmışlar.Neden?Bu size hiç ilginç gelmiyormu? Örneğin
Yusuf suresi 77 nolu ayette ALEM kelimesini BİLEN(ALEMU) olarak
çevirmişler.Ama enbiya suresinde olduğu gibi Arapça bırakmışlar.
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : iyice bilir/bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
Ve Allah iyice bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
Mollaların yaklaşım bütünlüğü yoktur.Yani bir yerde ALEM kelimesini
BİLEN olarak çevirmişler ama başka yerde ALEM kelimesini olduğu gibi
Arapça bırakmışlar.Bu bir çelişkidir ve her çelişki bir
operasyondur.Örtbas etme operasyonu. O halde ayeti yeniden yazalım: Seni merhametimizle BİLENLERDEN(ALEMU) başkasına yollamadık(ENBİYA 107 KURAN)
Yani BİR KAVMİN BİLENLERİNE YOLLADIK anlamındadır bu ayet. Kuran da
ALEMU(BİLMEK) fiilide tek kavimle ilişkilendirilmiştir zaten:
Bunda bir kavmin bilmesi(YA-ALEMUNE) için ayetler vardır(NEML 52 KURAN)
Sıkıysa bu ayetteki alem kelimesinide olduğu gibi Arapça bıraksınlarda
görelim boylarını.O zaman şu anlama gelir ayet:SİZ ÇOK ALEM BİR
KAVİMSİNİZ Şu müslüman tercümanlar gerçektende alem adamlar [Smile]
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Bir kavmin bilmesi için yada bir kavmin bilenlerine(ya alemune) diyor
açıkça. Alem kelimesindede kavmi aşan bir şey yok yani.Bir kavmin
alem/bilen olması için Arapçadır. Burada bir ayetle itiraz ediyor
müslümanlar.Kuran sizden her kime ulaşırsam onu uyarayım diye indirildi
anlamındaki bir ayeti öne sürüyorlar.Yani ENAM 19 nolu ayeti.
De ki: ‘Şahitlik bakımından hangi şey daha
büyüktür?.’ De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu KURAN
SİZDEN HER KİME ULAŞIRSAM,KİME ERİŞİRSEM onu uyarmam için bana
vahyolundu.Allah’la birlikte başka ilahların bulunduğuna siz mi şahitlik
ediyorsunuz?.’ ‘Ben buna şahitlik etmem’ de. ‘O, ancak tek bir ilahtır
ve ben sizin eş koştuklarınızdan uzağım’ de.(ENAM 19 KURAN)
Burada SİZDEN her kime ulaşırsam diyor.SİZ diyerek kimi
kastediyor?Kendi kavminden olan herkesi mi?Yoksa bütün kavimlerden olan
bütün herkesi mi? Tabi ki kendi dilini anlayan kendi kavminden olan
herkesi kastediyor siz derken.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu
ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına
gelmediği açıktır.Siz derken Arapça konuşan Arap Kavmiyle sınırlı bir
kitlanin kastedildiğini buradan kolayca anlayabiliriz. Siz diyerek bir
kavmi kastettiği,Arap Kavmini kastettiği çok açıktır.
Eğer SİZ (savaşa) çıkmazsanız, (Allah)
SİZİ pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize SİZDEN başka
BİR KAVİM getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiçbir zarar
veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir. (Tevbe 39-KURAN)
“Eğer SİZ yüz çevirirseniz şüphesiz ki
benimle size gönderileni SİZE bildirdim. Rabbim dilerse SİZDEN başka bir
KAVMİ yerinize getirir de O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim
Rabbim her şeyi gözetendir.” (Hud 57-KURAN)
Kitap bu konuda oldukça net ve açık konuşmaktadır.
https://www.youtube.com/watch?v=58kOT74SPMc
13 Mart 2016 Pazar
Kuran'da gökbilimsel hatalar
Kuran yeryüzünü yani dünyayı düz bir mekan zannetmektedir.Ve Kurana göre
yeryüzü evrenin en aşağı kısmını oluşturmaktadır.Yıldızlarla dolu
gökyüzüde bu düz zeminden yani yeryüzünden yukarı doğru yükseltilmiş bir
yerdir Kurana göre.
Biz dünyaya yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik-SAFFAT 6 KURAN
Kuran işte bu göğün yerden yükseltildiğini düşünüyor.
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş’a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. (RAD 2 KURAN)
O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık …… (Enbiya 30 KURAN)
Başlangıçta yeryüzü ile yıldızlı gök bitişik haldeyken Allah yıldızlı göğü direksiz olarak yerden yukarı kaldırmış ve yükseltmiştir görüldüğü gibi.(Yer ile gökleri birbirinden ayırdık demesi yerinde bir gök cismi olduğunu Kuran yazarının bilmediğini gösteriyor)
Ama bu çok yanlıştır.Çünkü yıldızlı gök dünyadan daha önce vardı.Hatta dünya bu yıldızlı uzay boşluğundan çekilen parçalardan oluştu.Bunu bilmediği için,kütle çekimini bilmediği için yıldızlı göğün yeryüzünden yükseltildiğini sanıyor Kuran.
Ve göğü nasılda yükseltmişiz-GAŞİYE 18 KURAN
Hatta Kuran bu yerden yükseltilmiş yıldızlı gökyüzünü yeryüzünün tavanı sanmaktadır.
Ve yükseltilmiş tavana and olsun-TUR 5-KURAN
Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı-NAZİAT 28 KURAN
Yerden yükselttiği bu tavanın evrenin en altı olan yeryüzüne çökmemesi için Allah bu yükselttiği tavanı,gökyüzünü tutmaktadır:
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye-HACC 65 KURAN
Dünya evrenin en alt kesimidir ve düz bir yapıdadır.Yıldızlı gök bu düz zeminden,dünyadan yükseltilmiş bir tavandır.
Göğün tavan olabilmesi için dünyanın düz bir yer olması gerekmektedir.Yuvarlak bir cismin tavanı olamaz.Dünyanın alt gökyüzünün üst olması lazımdır.Bu durumda dünyanın alt tarafında yıldızlı göğün bulunmaması gerekir.
Tavan düz yada kubbemsi olur.Yuvarlak değildir.Oysa dünya yuvarlak olduğu için gök/uzay dünyanın tavanı olamaz.Olsa olsa dünyayı her bir tarafından sarmalayan bir şey olur.Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir göğü düz bir tavan olarak sunan ifade.
Yıldızlarla dolu bu gök yerden yükseltildiği için,gökyüzünün yere düşmesi tehlikesi vardır Kuranda.
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN
…Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye . HACC 65 KURAN
Görünen o ki düz bir dünyanın üzerinde direksiz yükseltilmiş düz bir gök hayali var kuranda.Ve bu göğün yer üzerine düşme tehlikesi var.Tabi burada gök yukarısı dünyada aşAğısı konumunda sanılmaktadır.
Oysa uzay bilgisi olan herkes bilir ki;yukarısı ve aşağısı gibi kavramlar söz konusu değildir uzayda.
Dünyayı evrenin en aşağısı zanneden biri için söz konusudur göğün düşme hareketi.
Dünyayı evrenin en aşağısı zannettiği için;var olan her şeyin gök ve yer/dünya arasında olduğunu sanıyor.
Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. -ENBİYA 16 KURAN
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennet için yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran Suresi-133 kuran)
Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin en altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır.
Yer ile gökleri birbirinden ayırması,yerinde aslında bir gök cismi olduğunu bilmediğini gösteriyor.
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.(BAKARA 258 KURAN)
Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran.Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir.Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur.Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır.
Ayrıca Güneş ve Ay peş peşe gidiyorlar Kuran yazarına göre.Dünya sabit duruyor Güneş ve Ay birbirini takip etme hareketi yapıyorlar zannetmektedir.
“Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”(Yasin 40 KURAN)
Burada güneş ve ayın arka arkaya gittiği ama çok iyi ayarlı olduğu birbirlerine değmediklerinden bahsediliyor, eski insanlar gökyüzüne baktıklarında önce güneşi sonra ayı görüyorlar ve bunların arka arkaya hareket ettiklerini düşünüyorlardı, ama durum farklıdır güneş galaktik merkezin etrafında dönerken, ay dünyanin etrafında dönmektedir, yani bunlar birbirlerini kovalamıyorlar, bunun gibi pekçok örnek var.
Dünyanın düz olduğunu açıkça yazan ayetlerde var.Bunlarda tercüme hileleriyle gözden kaçırılmaya çalışılıyor.
Ve yeryüzünü düz yaptı(sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ)-GAŞİYE 20 KURAN
Yeri bir döşek kıldık-NEBE 6 KURAN
Döşek te ‘yuvarlak değil düz bir şey‘dir.Üzerine uzanacağınız düz bir zemini ifade eder.
Ve yeryüzünü yayıp döşedi-NAZİAT 50 KURAN
Ve yeri döşeyip yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-KAF 7 KURAN
Yeryüzünü uzunlamasına yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-HİCR 19 KURAN
Ve yere ve onu düzleyene(tahaha-طَحَاهَا)ŞEMS 6 KURAN
(ayette geçen tahaha açıkça düzleştirmek,düz kılmak anlamlarına geldiği halde modern çevirilerde farklı anlamlar verilmeye çalışılıyor.Böylece olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.)
İbni Abbas,İbni Kesir ve Celaleyn tefsiri,bu ayetler dünyanın düz oluşunu çok iyi anlatır demişlerdir.
################################
O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay ise bir nûrdur, ona birtakım konaklar da tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz-YUNUS 5 KURAN
Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.
Biz dünyaya yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik-SAFFAT 6 KURAN
Kuran işte bu göğün yerden yükseltildiğini düşünüyor.
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş’a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. (RAD 2 KURAN)
O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık …… (Enbiya 30 KURAN)
Başlangıçta yeryüzü ile yıldızlı gök bitişik haldeyken Allah yıldızlı göğü direksiz olarak yerden yukarı kaldırmış ve yükseltmiştir görüldüğü gibi.(Yer ile gökleri birbirinden ayırdık demesi yerinde bir gök cismi olduğunu Kuran yazarının bilmediğini gösteriyor)
Ama bu çok yanlıştır.Çünkü yıldızlı gök dünyadan daha önce vardı.Hatta dünya bu yıldızlı uzay boşluğundan çekilen parçalardan oluştu.Bunu bilmediği için,kütle çekimini bilmediği için yıldızlı göğün yeryüzünden yükseltildiğini sanıyor Kuran.
Ve göğü nasılda yükseltmişiz-GAŞİYE 18 KURAN
Hatta Kuran bu yerden yükseltilmiş yıldızlı gökyüzünü yeryüzünün tavanı sanmaktadır.
Ve yükseltilmiş tavana and olsun-TUR 5-KURAN
Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı-NAZİAT 28 KURAN
Yerden yükselttiği bu tavanın evrenin en altı olan yeryüzüne çökmemesi için Allah bu yükselttiği tavanı,gökyüzünü tutmaktadır:
Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye-HACC 65 KURAN
Dünya evrenin en alt kesimidir ve düz bir yapıdadır.Yıldızlı gök bu düz zeminden,dünyadan yükseltilmiş bir tavandır.
Göğün tavan olabilmesi için dünyanın düz bir yer olması gerekmektedir.Yuvarlak bir cismin tavanı olamaz.Dünyanın alt gökyüzünün üst olması lazımdır.Bu durumda dünyanın alt tarafında yıldızlı göğün bulunmaması gerekir.
Tavan düz yada kubbemsi olur.Yuvarlak değildir.Oysa dünya yuvarlak olduğu için gök/uzay dünyanın tavanı olamaz.Olsa olsa dünyayı her bir tarafından sarmalayan bir şey olur.Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir göğü düz bir tavan olarak sunan ifade.
Yıldızlarla dolu bu gök yerden yükseltildiği için,gökyüzünün yere düşmesi tehlikesi vardır Kuranda.
Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu-RAHMAN 7 KURAN
…Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye . HACC 65 KURAN
Görünen o ki düz bir dünyanın üzerinde direksiz yükseltilmiş düz bir gök hayali var kuranda.Ve bu göğün yer üzerine düşme tehlikesi var.Tabi burada gök yukarısı dünyada aşAğısı konumunda sanılmaktadır.
Oysa uzay bilgisi olan herkes bilir ki;yukarısı ve aşağısı gibi kavramlar söz konusu değildir uzayda.
Dünyayı evrenin en aşağısı zanneden biri için söz konusudur göğün düşme hareketi.
Dünyayı evrenin en aşağısı zannettiği için;var olan her şeyin gök ve yer/dünya arasında olduğunu sanıyor.
Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. -ENBİYA 16 KURAN
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennet için yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran Suresi-133 kuran)
Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin en altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır.
Yer ile gökleri birbirinden ayırması,yerinde aslında bir gök cismi olduğunu bilmediğini gösteriyor.
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.(BAKARA 258 KURAN)
Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran.Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir.Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur.Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır.
Ayrıca Güneş ve Ay peş peşe gidiyorlar Kuran yazarına göre.Dünya sabit duruyor Güneş ve Ay birbirini takip etme hareketi yapıyorlar zannetmektedir.
“Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”(Yasin 40 KURAN)
Burada güneş ve ayın arka arkaya gittiği ama çok iyi ayarlı olduğu birbirlerine değmediklerinden bahsediliyor, eski insanlar gökyüzüne baktıklarında önce güneşi sonra ayı görüyorlar ve bunların arka arkaya hareket ettiklerini düşünüyorlardı, ama durum farklıdır güneş galaktik merkezin etrafında dönerken, ay dünyanin etrafında dönmektedir, yani bunlar birbirlerini kovalamıyorlar, bunun gibi pekçok örnek var.
Dünyanın düz olduğunu açıkça yazan ayetlerde var.Bunlarda tercüme hileleriyle gözden kaçırılmaya çalışılıyor.
Ve yeryüzünü düz yaptı(sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ)-GAŞİYE 20 KURAN
Yeri bir döşek kıldık-NEBE 6 KURAN
Döşek te ‘yuvarlak değil düz bir şey‘dir.Üzerine uzanacağınız düz bir zemini ifade eder.
Ve yeryüzünü yayıp döşedi-NAZİAT 50 KURAN
Ve yeri döşeyip yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-KAF 7 KURAN
Yeryüzünü uzunlamasına yaydık(medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا)-HİCR 19 KURAN
Ve yere ve onu düzleyene(tahaha-طَحَاهَا)ŞEMS 6 KURAN
(ayette geçen tahaha açıkça düzleştirmek,düz kılmak anlamlarına geldiği halde modern çevirilerde farklı anlamlar verilmeye çalışılıyor.Böylece olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.)
İbni Abbas,İbni Kesir ve Celaleyn tefsiri,bu ayetler dünyanın düz oluşunu çok iyi anlatır demişlerdir.
################################
O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay ise bir nûrdur, ona birtakım konaklar da tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz-YUNUS 5 KURAN
Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.
Zulkarneyn'in minik güneşi
Kurandaki Zulkarneyn olayında açıkça anlatılan astronomi hatası
müslümanları oldukça zora sokmaktadır.Ve bu konuda çeşitli hilelerle ve
göz boyamalarla olayı kurtarmaya çalışmaktadırlar.Şimdi onların bu göz
boyamalarına mantıklı bir şekilde yakından bakacağız ve ne kadar
çelişkiye düştüklerini göreceğiz.
Sana Zulkarneyn hakkında soruyorlar.Deki size ondan geçekleşmiş bir anı okuyacağım(KEHF 83 KURAN)
Zulkarneyn güneşin battığı mekana ulaştı,güneşi çamurlu bir su kaynağında batarken BULDU(VECEDE-وَجَدَ),ve yanında bir de KAVİM BULDU(VECEDE-وَجَدَ)-KEHF 86 KURAN
Burada Güneşin içine girdiği,gömüldüğü bir mekana erişimin söz konusu olduğu açıktır.Güneşin dünya içinde bir yere gömülecek kadar küçük olduğunun zannedildiği,güneşin dünya içinde bir yolculuk yaptığının zannedildiğide açıktır.
Bütün bunları gören müslümanlar ayeti anlamından saptırarak ayette olmayan hayali anlatımları getirip konuya dahil etmeye çalışıyorlar.Müslümanlara göre Zulkarneyn deniz kenarına gitti ve sahilden Güneşi denize gömülüyormuş gibi gördü.
Halbuki ayette DENİZ(BAHRE) kelimesi geçmiyor.Su kaynağı,su kuyusu kelimesi geçiyor ki;kuyunun sahili falan olmaz zaten.
Artı ayet neden Güneşi gördü demiyor da Güneşi buldu diyor?
Eğer ayet müslümanların anladığı şeyi demek isteseydi Güneşi gördü ifadesini kullanırdı.Ama kullanmıyor.
Ayrıca Zulkarneyn müslümanların sandığı gibi deniz kenarına gittiyse, ayette neden deniz(bahre) kelimesi geçmiyor?
Olay müslümanların anladığı gibiyse;ayetlerde neden Gün batımına kadar yürüdü demiyor,neden gün doğumuna kadar yürüdü demiyor,neden deniz kıyısına ulaşana kadar yürüdü demiyor?
Ayet sadece güneşin gözden kaybolmasını kastetseydi idbâre derdi.Oysa bunun yerine fiziki olarak batmak anlamındaki garrabe kelimesini kullanıyor ayet.Neden?
Onu tesbih et,gecenin bir bölümünde ve yıldızlar batınca(idbâre-إِدْبَارَ)-TUR 49 KURAN
Gözden kayboluş anlamındaki bu kelime kullanılmadığı gibi,birde balçıklı bir gözenin içinde yapılan fiziki batma hareketini anlatıyor Kehf suresi.
İş müslümanların sandığı gibi olsaydı;Güneş balçıklı bir gözenin içinde batmaz,Zulkarneyn göz yanılmasına uğradı derdi Kuran.Ama demiyor.
Garra kelimesi dalmak anlamındadır oysa.Dalıp çıkma sözündeki çıkmanın tersi olan dalmak hemde:
Kuvvetle çekip alanlara,dalarak(garkan-غَرْقًا)-NAZİAT 1 KURAN
Garkan,gar edenler,dalanlar.Şimdi aynı gar etmek,dalmak,gömülmek fiilini güneşin balçıklı bir göze içinde yaptığını görüyoruz Kehf suresinde.
Ve bütün bunlar görmezden gelinerek,sanki ayet Güneşi buldu dememiş te Güneşi gördü demiş gibi davranılıyor.
Oysa ayet gördü falan demiyor;Güneşi buldu diyor,hemde balçıklı bir gözede fiziki bir eylem gerçekleştirirken buldu diyor,
Güneşin battığı yere eriştiği zaman,onu balçıklı bir gözede batıyorken(garabe) buldu(VECEDE-وَجَدَ)Yanında birde kavim buldu(VECEDE-وَجَدَ)-KEHF 86 KURAN
Olayın bu şekilde,özellikle su içinde aşağıya doğru gömülüşle çağrışım yapan,batış,çöküş gömülüş anlamlı garra fiiliyle açıklanmasını neye işaret ettiği açıktır.
Güneşin su kaynağına gömülmesi için ayet neden garake değil garabe diyor sorusuna gelince,garake boğulmak içinde kullanıldığı için,Güneşin boğulması söz konusu olmadığı için kelimenin garake şekli değil garabe şekli kullanılmıştır bunun için.Hepsi bu.
Garake deseydi Güneşin boğulmasınıda söz konusu etmiş olacaktı çünkü.Bu sebeple garakeyi kullanmıyor olması garabe fiilini fiziki bir eylem olmaktan çıkarmaz.Zaten bütün Arap diline hakim olanlar bilirki garabe fiziki bir eylemdir.Ayette güneşin bu fiziki eylemi çamurlu bir gözenin içinde(dışında değil) yaptığıda açıkça söylenmektedir üstelik.
Ama tatlı su kurnazlığı yapılarak,Güneşin gömülüşü için garake değilde garabe fiilinin denilmesi öne sürülerek,garabe fiilinin fiziki bir eylem olduğu gerçeği dikkatlerden kaçırılmak isteniyor.Oysa gareke dememesi ve onun yerine garabe demiş olması,garabe fiilinin fiziki bir eylem olduğu gerçeğini değiştirmez ki.
Halbuki gök cisminin gözden kayboluşu için,gökteki görüntünün kayboluşu için,garra ile alakası olmayan farklı kelimeler kullanılır.
Ve gecenin bir bölümünde onu tesbih et.Yıldızlar batınca(idbâre-إِدْبَارَ)-TUR 49 KURAN
Ve Yıldız kayıp/kaybolup(hevâ-هَوَى) gittiğinde(NECM 1 KURAN)
Fakat gece olunca gördüğü yıldız kaybolup gitti(efele-أَفَلَ)-ENAM 76 KURAN
Zulkarneyn olayında niye güneş batması için efelet kullanılmıyor?
Neden efelet kelimesi dururken gömülmek/batmak/dalmak fiili olan garra kullanılıyor?
Zulkarneyn güneşin batışını görmeye değil güneşi batar vaziyette bulmaya gidiyor.Amaç batışı görmek olsa bunu her hangi bir yerden rahatça görebilirdi.Bunun için özel bir yere erişmesine gerek yoktur.Günbatımı her yerden görülebilir bir şeydir sonuçta.
Ama dünyanın kendi etrafında döndüğünü bilmezseniz;Güneş bir yerden başka bir yere gidip geliyor zannedersiniz.Tıpkı Zulkarneyn olayındaki gibi.
Aynı şeyi İbrahim olayındada anlatıyor Kuran yazarı.
Ve Kuran Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmediği için;Güneşin doğup batması olayını Güneşin hareketine yoruyor.Oysa olay sadece dünyanın kendi etrafında dönmesi olayıdır.Bunu bilmeyen Kuran yazarı olayı Güneşin bir yere gidip gelmesi olarak sunuyor.
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.(BAKARA 258 KURAN)
Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran.Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir.Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur.Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır.
Aynı şey Tevratta da vardır.Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmeyen Tevrat yazarı Güneşin bir yerlere gidip geldiğini zannediyor.Ve Yeşu Güneşe dur kalk yaptırıyor:
RAB’bin Amorlular’ı İsrailliler’in karşısında bozguna uğrattığı gün Yeşu halkın önündeRAB’be şöyle seslendi: “Dur, ey güneş, Givon üzerinde .Ve ay, sen de Ayalon Deresi’nde.”(Yeşu 10:12 TEVRAT)
Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Bu olay Yaşar Kitabı’nda da yazılıdır. Güneş, yaklaşık bir gün boyunca göğün ortasında durdu, batmakta gecikti.(Yeşu 10:13 TEVRAT)
https://www.youtube.com/watch?v=Uy5vl8SG6hA
https://www.youtube.com/watch?v=NRattMa46eI
NOT:Aslında yuvarlak bir dünyada Zulkarneyn'in güneşin uzaklaşma hızında ilerlediğini farz edersek;Güneş ilerledikçe Zulkarneyn de ilerleyecek ve en sonunda Zulkarneyn başladığı yere geri dönecektir.Dünya yuvarlak olduğu için;Güneşin battığı bir yer bulamayacak ve hem güneş hem Zulkarneyn aynı yere geri dönmüş olacaklar.Ki aslında Güneş bir yere gidip gelmiyor,dünya kendi etrafında dönümüş oluyor.Onun için Zulkarneyn Güneşin uzaklaşma hızında ilerler derken;dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızında ilerler demiş oluyoruz.
Sana Zulkarneyn hakkında soruyorlar.Deki size ondan geçekleşmiş bir anı okuyacağım(KEHF 83 KURAN)
Zulkarneyn güneşin battığı mekana ulaştı,güneşi çamurlu bir su kaynağında batarken BULDU(VECEDE-وَجَدَ),ve yanında bir de KAVİM BULDU(VECEDE-وَجَدَ)-KEHF 86 KURAN
Burada Güneşin içine girdiği,gömüldüğü bir mekana erişimin söz konusu olduğu açıktır.Güneşin dünya içinde bir yere gömülecek kadar küçük olduğunun zannedildiği,güneşin dünya içinde bir yolculuk yaptığının zannedildiğide açıktır.
Bütün bunları gören müslümanlar ayeti anlamından saptırarak ayette olmayan hayali anlatımları getirip konuya dahil etmeye çalışıyorlar.Müslümanlara göre Zulkarneyn deniz kenarına gitti ve sahilden Güneşi denize gömülüyormuş gibi gördü.
Halbuki ayette DENİZ(BAHRE) kelimesi geçmiyor.Su kaynağı,su kuyusu kelimesi geçiyor ki;kuyunun sahili falan olmaz zaten.
Artı ayet neden Güneşi gördü demiyor da Güneşi buldu diyor?
Eğer ayet müslümanların anladığı şeyi demek isteseydi Güneşi gördü ifadesini kullanırdı.Ama kullanmıyor.
Ayrıca Zulkarneyn müslümanların sandığı gibi deniz kenarına gittiyse, ayette neden deniz(bahre) kelimesi geçmiyor?
Olay müslümanların anladığı gibiyse;ayetlerde neden Gün batımına kadar yürüdü demiyor,neden gün doğumuna kadar yürüdü demiyor,neden deniz kıyısına ulaşana kadar yürüdü demiyor?
Ayet sadece güneşin gözden kaybolmasını kastetseydi idbâre derdi.Oysa bunun yerine fiziki olarak batmak anlamındaki garrabe kelimesini kullanıyor ayet.Neden?
Onu tesbih et,gecenin bir bölümünde ve yıldızlar batınca(idbâre-إِدْبَارَ)-TUR 49 KURAN
Gözden kayboluş anlamındaki bu kelime kullanılmadığı gibi,birde balçıklı bir gözenin içinde yapılan fiziki batma hareketini anlatıyor Kehf suresi.
İş müslümanların sandığı gibi olsaydı;Güneş balçıklı bir gözenin içinde batmaz,Zulkarneyn göz yanılmasına uğradı derdi Kuran.Ama demiyor.
Garra kelimesi dalmak anlamındadır oysa.Dalıp çıkma sözündeki çıkmanın tersi olan dalmak hemde:
Kuvvetle çekip alanlara,dalarak(garkan-غَرْقًا)-NAZİAT 1 KURAN
Garkan,gar edenler,dalanlar.Şimdi aynı gar etmek,dalmak,gömülmek fiilini güneşin balçıklı bir göze içinde yaptığını görüyoruz Kehf suresinde.
Ve bütün bunlar görmezden gelinerek,sanki ayet Güneşi buldu dememiş te Güneşi gördü demiş gibi davranılıyor.
Oysa ayet gördü falan demiyor;Güneşi buldu diyor,hemde balçıklı bir gözede fiziki bir eylem gerçekleştirirken buldu diyor,
Güneşin battığı yere eriştiği zaman,onu balçıklı bir gözede batıyorken(garabe) buldu(VECEDE-وَجَدَ)Yanında birde kavim buldu(VECEDE-وَجَدَ)-KEHF 86 KURAN
Olayın bu şekilde,özellikle su içinde aşağıya doğru gömülüşle çağrışım yapan,batış,çöküş gömülüş anlamlı garra fiiliyle açıklanmasını neye işaret ettiği açıktır.
Güneşin su kaynağına gömülmesi için ayet neden garake değil garabe diyor sorusuna gelince,garake boğulmak içinde kullanıldığı için,Güneşin boğulması söz konusu olmadığı için kelimenin garake şekli değil garabe şekli kullanılmıştır bunun için.Hepsi bu.
Garake deseydi Güneşin boğulmasınıda söz konusu etmiş olacaktı çünkü.Bu sebeple garakeyi kullanmıyor olması garabe fiilini fiziki bir eylem olmaktan çıkarmaz.Zaten bütün Arap diline hakim olanlar bilirki garabe fiziki bir eylemdir.Ayette güneşin bu fiziki eylemi çamurlu bir gözenin içinde(dışında değil) yaptığıda açıkça söylenmektedir üstelik.
Ama tatlı su kurnazlığı yapılarak,Güneşin gömülüşü için garake değilde garabe fiilinin denilmesi öne sürülerek,garabe fiilinin fiziki bir eylem olduğu gerçeği dikkatlerden kaçırılmak isteniyor.Oysa gareke dememesi ve onun yerine garabe demiş olması,garabe fiilinin fiziki bir eylem olduğu gerçeğini değiştirmez ki.
Halbuki gök cisminin gözden kayboluşu için,gökteki görüntünün kayboluşu için,garra ile alakası olmayan farklı kelimeler kullanılır.
Ve gecenin bir bölümünde onu tesbih et.Yıldızlar batınca(idbâre-إِدْبَارَ)-TUR 49 KURAN
Ve Yıldız kayıp/kaybolup(hevâ-هَوَى) gittiğinde(NECM 1 KURAN)
Fakat gece olunca gördüğü yıldız kaybolup gitti(efele-أَفَلَ)-ENAM 76 KURAN
Zulkarneyn olayında niye güneş batması için efelet kullanılmıyor?
Neden efelet kelimesi dururken gömülmek/batmak/dalmak fiili olan garra kullanılıyor?
Zulkarneyn güneşin batışını görmeye değil güneşi batar vaziyette bulmaya gidiyor.Amaç batışı görmek olsa bunu her hangi bir yerden rahatça görebilirdi.Bunun için özel bir yere erişmesine gerek yoktur.Günbatımı her yerden görülebilir bir şeydir sonuçta.
Ama dünyanın kendi etrafında döndüğünü bilmezseniz;Güneş bir yerden başka bir yere gidip geliyor zannedersiniz.Tıpkı Zulkarneyn olayındaki gibi.
Aynı şeyi İbrahim olayındada anlatıyor Kuran yazarı.
Ve Kuran Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmediği için;Güneşin doğup batması olayını Güneşin hareketine yoruyor.Oysa olay sadece dünyanın kendi etrafında dönmesi olayıdır.Bunu bilmeyen Kuran yazarı olayı Güneşin bir yere gidip gelmesi olarak sunuyor.
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.(BAKARA 258 KURAN)
Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran.Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir.Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur.Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır.
Aynı şey Tevratta da vardır.Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmeyen Tevrat yazarı Güneşin bir yerlere gidip geldiğini zannediyor.Ve Yeşu Güneşe dur kalk yaptırıyor:
RAB’bin Amorlular’ı İsrailliler’in karşısında bozguna uğrattığı gün Yeşu halkın önündeRAB’be şöyle seslendi: “Dur, ey güneş, Givon üzerinde .Ve ay, sen de Ayalon Deresi’nde.”(Yeşu 10:12 TEVRAT)
Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Bu olay Yaşar Kitabı’nda da yazılıdır. Güneş, yaklaşık bir gün boyunca göğün ortasında durdu, batmakta gecikti.(Yeşu 10:13 TEVRAT)
https://www.youtube.com/watch?v=Uy5vl8SG6hA
https://www.youtube.com/watch?v=NRattMa46eI
NOT:Aslında yuvarlak bir dünyada Zulkarneyn'in güneşin uzaklaşma hızında ilerlediğini farz edersek;Güneş ilerledikçe Zulkarneyn de ilerleyecek ve en sonunda Zulkarneyn başladığı yere geri dönecektir.Dünya yuvarlak olduğu için;Güneşin battığı bir yer bulamayacak ve hem güneş hem Zulkarneyn aynı yere geri dönmüş olacaklar.Ki aslında Güneş bir yere gidip gelmiyor,dünya kendi etrafında dönümüş oluyor.Onun için Zulkarneyn Güneşin uzaklaşma hızında ilerler derken;dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızında ilerler demiş oluyoruz.
müslüman değilsiniz,mevalisiniz
İslam en erken zamanlarında oluşan Emevi devleti;Arap olmayanların
isteselerde müslüman olamayacaklarını söylüyorlardı.Arap olmayan biri
müslüman olmak istese bile sadece mevali olabilir diyorlardı.Çünkü Kuran
ben sadece Arap kavmi için düzenlendim diyordu.Arap olmayanlar için
düzenlenmedim diyordu.Mevali demek dost demektir,sempatiyle bakan
demektir.Onun için biz müslüman olduk diyen Arap dışı kavimler emeviler
tarafından sadece İslama sempatiyle bakanlar,İslama dost olanlar
şeklinde görülüyorlardı.Ama müslüman olarak görülmüyorlardı.
Kuran'ın yeni yazıya geçirildiği dönemlerde o zamanın Arapçasına çok iyi hakim olan Emeviler bunu neye dayanarak söylüyorlardı?Kurandan bu sonucu nasıl çıkarmışlardı?Aslında Emevilerin gayet haklı olduğunu,bu konuda Kuranı gayet iyi anladıklarını bu gün bile görmek mümkündür.
Hatta emeviler kimse İslamdan başka din aramasın ayetininde Araplara söylenmiş Arapça bir söz olduğunu,Arapların Arap İslamından başka bir din aramamaları gerektiğini söylediğini,bu ayetin Arap olmayanlara seslenmediğini de söylemişlerdir.
Kim İslâm’dan(teslim olmaktan) başka bir din ararsa,bilsin ki o din ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.(ALİ İMRAN 85-KURAN)
Emevilere göre Allaha teslim olma(islam) işini her kavim kendi dilinde inen mesajla yapmalıdır.Kendi dilinde inen mesaja uygun bir şekilde yapmalıdır.
Arap olmayan birileri Arap İslamının dışında bir dine teslim olursa bu kendisinden kabul edilir.Arap olmayan biri örneğin Yahudiliği veya Sabiiliği seçerse bu kendisinden kabul edilir.Yetrki ahiret yoktur demesin ve başkalarına iyilik yapsın.
İman edenler ile yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.(MAİDE 69-KURAN)
Şüphesizki hem iman edenlerden;hemde yahudilerden, hıristiyanlardan ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.(BAKARA 62-KURAN)
Şimdi Kuran'ın Emevilere hak verip vermediğini görelim.Kuran kendisinin bütün kavimler için geldiğinimi söylüyor?Yoksa kendisinin sadece Arap kavmi için geldiğinimi söylüyor?
O kendini bütün kavimlere gelmiş bir kitap olarak tanımlamaz.Ben sadece Araplar için düzenlendim der.
O açıkça SADECE ARAPLARA GELDİĞİM İÇİN ARAPÇAYIM demektedir.
Kuran kendini bütün kavimlere ve bütün dillere gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Yoksa sadece Arap Kavmine gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Altın soru budur ve bu soru eşliğinde Kuran incelenmelidir.
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle sesleniriz.O kavmin kendi içinden bir peygamber yollayarak bunu yaparız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavminede sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir. Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Görüldüğü gibi gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin dili,yani sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet. Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor. Yani her kavmin kendi dilini konuşan kendi içinden olan bir uyarıcı peygamberi olmalıdır bu ayete göre.Ve peygamberde kendi dilini anlamayan kavimler için değil,kendi dilini anlayan kendi kavmi için yollanmış oluyor. Peki Muhammed ve Kuran mesajı bu konuda istisnamıdır?Elbetteki hayır.Ayetler Kuran mesajınında bir kavim için olduğunu,bütün kavimler için olmadığını söylüyor.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır. Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Arapça olmasaydı o tek kavim bilemeyecekti.Bilir olma durumuna gelemeyecekti.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına gelmediği açıktır.Kuran açıkça kendini Araplarla sınırlıyor.Sadece Arapların anlamasını göz önünde bulunduruyor.
Senden mucize istiyorlar.Sen sadece uyarıcı bir peygambersin.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcı peygamberi(hidayetçisi) vardır(RAD 7 KURAN)
Ve her kavmin uyarıcı peygamberi de o kavmin kendi dilinde olmalıdır Kurana göre:
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Peki bu neden böyledir?Neden bir kavmin sorumlu tutulacağı mesaj o kavmin kendi dilinde inmiş olmalıdır?Çünkü her kavmin yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı vardır Kurana göre.Mesaj yabancı dilde inmişse bunun sakıncalı ve istenmeyen bir durum yaratacağını söyleyen bizzat Kuran’ın kendisidir.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır. Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN) Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir. Kuran tek kavim demekle yetinmez.O tek kavmin özelliklerinide sayar. MUHAMMED’DEN ÖNCE ATALARI HİÇ UYARILMAMIŞ OLAN BİR KAVİMDİR:
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)
ARAPÇA OLANI ANLAYABİLEN,ARAPÇA OLMAYANA İTİRAZ EDEN BİR KAVİM:
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Eğer onu Arapça kılmasaydık,neden dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor. Asla doğru çeviremiyecekleri bir özel ayet var.Nahl suresi 64.ayeti.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum. وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman etmeleri/müminlik Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN) Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
####################################
İSLAM-ESLİM-TESLİM
Ve Kuran'ın anlayışına göre İslam yani teslim olmak Arap dilinde düzenlenen bir mesajla sınırlı değildir.Her kavim kendi dilinde inen bir mesajla yaratıcıya teslim olma(islam-eslam-islam) işini yerine getirmelidir.
Örneğin İbrahim kendi dilinde inen bir mesajla İslam(eslim-teslim) olma işini yerine getirmiştir.İbrahim döneminde Arapça yoktu,Arap kavmide yoktu.Ama buna rağmen İbrahim kendi dilinde düzenlenen kendi kavminin diliyle düzenlelenen bir mesajla İslam(eslim-teslim) işini gerçekleştiriyordu.Arapça olmayan bir dildeki mesajla müslüman(teslim) oluyordu.
Rabbi ona(İbrahim'e) İslam ol(teslim ol) dediğinde;alemlerin rabbine teslim(islam) oldum demişti(Bakara 131-KURAN)
İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi. (ali imran 67-KURAN)
Demekki Arapça olmadan da İbrahim kendi kavminin diliyle gelen bir mesaja uyarak müslüman olabiliyordu.Her kavmin kendi dilinde inen bir mesajla müslümanlık(teslimiyet) göstermesi gerekiyor.Kurana göre müslümanlık bir kavmin kendi dilinde gelen mesaja teslim olması yada reddetmesi durumudur.
İbrahim'in kavmi de, Lut'un kavmi de yalanladılar.(Hac 43-KURAN)
İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah'a kulluk edin. O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır. (Ankebut 16-KURAN)
Hatta İsa ve Havariileri de Arapça olmayan bir mesajla müslüman(teslim olma) işini gerçekleştirmişlerdi:
Hani havarilere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslimune-مُسْلِمُونَ) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.(Maide 111-KURAN)
Ve İsrail kavmide kendi dillerinde inen mesajla bu İslam(teslim) olma işini yapmalıdırlar:
Musa dediki;ey kavmim eğer siz gerçekten Allaha iman ettiyseniz ona teslim olan müslümanlar(muslimîne-مُّسْلِمِينَ) olunuz(Yunus 84-KURAN)
Hatta Arapça Kurana değil kendi dillerindeki Tevrat'a göre teslim(islam) olmalılar.Muhammed'in değil Tevrat'ın hükümlerine uymalılar.
”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”
Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”
Aynı şey İncil içinde geçerli;
İncil sahipleride Allah'ın İncilde indirdiği hükümlerle hükmetsinler.Kim Allah'ın hükümleriyle hükmetmezse yoldan çıkar(Maide 47-KURAN)
Kuran'ın yeni yazıya geçirildiği dönemlerde o zamanın Arapçasına çok iyi hakim olan Emeviler bunu neye dayanarak söylüyorlardı?Kurandan bu sonucu nasıl çıkarmışlardı?Aslında Emevilerin gayet haklı olduğunu,bu konuda Kuranı gayet iyi anladıklarını bu gün bile görmek mümkündür.
Hatta emeviler kimse İslamdan başka din aramasın ayetininde Araplara söylenmiş Arapça bir söz olduğunu,Arapların Arap İslamından başka bir din aramamaları gerektiğini söylediğini,bu ayetin Arap olmayanlara seslenmediğini de söylemişlerdir.
Kim İslâm’dan(teslim olmaktan) başka bir din ararsa,bilsin ki o din ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.(ALİ İMRAN 85-KURAN)
Emevilere göre Allaha teslim olma(islam) işini her kavim kendi dilinde inen mesajla yapmalıdır.Kendi dilinde inen mesaja uygun bir şekilde yapmalıdır.
Arap olmayan birileri Arap İslamının dışında bir dine teslim olursa bu kendisinden kabul edilir.Arap olmayan biri örneğin Yahudiliği veya Sabiiliği seçerse bu kendisinden kabul edilir.Yetrki ahiret yoktur demesin ve başkalarına iyilik yapsın.
İman edenler ile yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.(MAİDE 69-KURAN)
Şüphesizki hem iman edenlerden;hemde yahudilerden, hıristiyanlardan ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.(BAKARA 62-KURAN)
Şimdi Kuran'ın Emevilere hak verip vermediğini görelim.Kuran kendisinin bütün kavimler için geldiğinimi söylüyor?Yoksa kendisinin sadece Arap kavmi için geldiğinimi söylüyor?
O kendini bütün kavimlere gelmiş bir kitap olarak tanımlamaz.Ben sadece Araplar için düzenlendim der.
O açıkça SADECE ARAPLARA GELDİĞİM İÇİN ARAPÇAYIM demektedir.
Kuran kendini bütün kavimlere ve bütün dillere gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Yoksa sadece Arap Kavmine gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Altın soru budur ve bu soru eşliğinde Kuran incelenmelidir.
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle sesleniriz.O kavmin kendi içinden bir peygamber yollayarak bunu yaparız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavminede sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir. Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Görüldüğü gibi gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin dili,yani sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet. Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor. Yani her kavmin kendi dilini konuşan kendi içinden olan bir uyarıcı peygamberi olmalıdır bu ayete göre.Ve peygamberde kendi dilini anlamayan kavimler için değil,kendi dilini anlayan kendi kavmi için yollanmış oluyor. Peki Muhammed ve Kuran mesajı bu konuda istisnamıdır?Elbetteki hayır.Ayetler Kuran mesajınında bir kavim için olduğunu,bütün kavimler için olmadığını söylüyor.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır. Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Arapça olmasaydı o tek kavim bilemeyecekti.Bilir olma durumuna gelemeyecekti.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına gelmediği açıktır.Kuran açıkça kendini Araplarla sınırlıyor.Sadece Arapların anlamasını göz önünde bulunduruyor.
Senden mucize istiyorlar.Sen sadece uyarıcı bir peygambersin.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcı peygamberi(hidayetçisi) vardır(RAD 7 KURAN)
Ve her kavmin uyarıcı peygamberi de o kavmin kendi dilinde olmalıdır Kurana göre:
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Peki bu neden böyledir?Neden bir kavmin sorumlu tutulacağı mesaj o kavmin kendi dilinde inmiş olmalıdır?Çünkü her kavmin yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı vardır Kurana göre.Mesaj yabancı dilde inmişse bunun sakıncalı ve istenmeyen bir durum yaratacağını söyleyen bizzat Kuran’ın kendisidir.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır. Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN) Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir. Kuran tek kavim demekle yetinmez.O tek kavmin özelliklerinide sayar. MUHAMMED’DEN ÖNCE ATALARI HİÇ UYARILMAMIŞ OLAN BİR KAVİMDİR:
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)
ARAPÇA OLANI ANLAYABİLEN,ARAPÇA OLMAYANA İTİRAZ EDEN BİR KAVİM:
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Eğer onu Arapça kılmasaydık,neden dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor. Asla doğru çeviremiyecekleri bir özel ayet var.Nahl suresi 64.ayeti.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum. وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman etmeleri/müminlik Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN) Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
####################################
İSLAM-ESLİM-TESLİM
Ve Kuran'ın anlayışına göre İslam yani teslim olmak Arap dilinde düzenlenen bir mesajla sınırlı değildir.Her kavim kendi dilinde inen bir mesajla yaratıcıya teslim olma(islam-eslam-islam) işini yerine getirmelidir.
Örneğin İbrahim kendi dilinde inen bir mesajla İslam(eslim-teslim) olma işini yerine getirmiştir.İbrahim döneminde Arapça yoktu,Arap kavmide yoktu.Ama buna rağmen İbrahim kendi dilinde düzenlenen kendi kavminin diliyle düzenlelenen bir mesajla İslam(eslim-teslim) işini gerçekleştiriyordu.Arapça olmayan bir dildeki mesajla müslüman(teslim) oluyordu.
Rabbi ona(İbrahim'e) İslam ol(teslim ol) dediğinde;alemlerin rabbine teslim(islam) oldum demişti(Bakara 131-KURAN)
İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi. (ali imran 67-KURAN)
Demekki Arapça olmadan da İbrahim kendi kavminin diliyle gelen bir mesaja uyarak müslüman olabiliyordu.Her kavmin kendi dilinde inen bir mesajla müslümanlık(teslimiyet) göstermesi gerekiyor.Kurana göre müslümanlık bir kavmin kendi dilinde gelen mesaja teslim olması yada reddetmesi durumudur.
İbrahim'in kavmi de, Lut'un kavmi de yalanladılar.(Hac 43-KURAN)
İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah'a kulluk edin. O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır. (Ankebut 16-KURAN)
Hatta İsa ve Havariileri de Arapça olmayan bir mesajla müslüman(teslim olma) işini gerçekleştirmişlerdi:
Hani havarilere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslimune-مُسْلِمُونَ) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.(Maide 111-KURAN)
Ve İsrail kavmide kendi dillerinde inen mesajla bu İslam(teslim) olma işini yapmalıdırlar:
Musa dediki;ey kavmim eğer siz gerçekten Allaha iman ettiyseniz ona teslim olan müslümanlar(muslimîne-مُّسْلِمِينَ) olunuz(Yunus 84-KURAN)
Hatta Arapça Kurana değil kendi dillerindeki Tevrat'a göre teslim(islam) olmalılar.Muhammed'in değil Tevrat'ın hükümlerine uymalılar.
”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”
Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”
Aynı şey İncil içinde geçerli;
İncil sahipleride Allah'ın İncilde indirdiği hükümlerle hükmetsinler.Kim Allah'ın hükümleriyle hükmetmezse yoldan çıkar(Maide 47-KURAN)
İncil ve Tevrat değişmedi-tahrif yalanı
Kuran onların değiştirildiğini mi söylüyor?Yoksa tam tersini mi söylüyor?
Hem Muhammed hem de ilk dönemlerin İslam alimleri;Hristiyanların elindeki İncil ve Tevrat’ın Kuran ile uyumlu olduğunu zannediyorlardı.Ve bu Kuranda açıkça yazmaktaydı.Ama daha sonraki dönemlerde İslam alimleri Hristiyan bilginlerle dini tartışmalara girdiklerinde,onların ellerinde bulunan İncil ve Tevrat’ın Kuran ile uyumlu olmadığını fark ettiler.Ve bu onları çok zor bir ikileme soktu.Kuran açıkça ellerindeki İncil doğrudur dediği halde,müslüman bilginler ellerindeki İncil doğru değildir demek zorunda kaldılar.Kuranla ters düştüler.İncil Tahrif edildi yalanına tutunmaktan başka çareleri kalmadı.
İNCİL VE KURAN-İKİSİ BİRDEN DOĞRU OLAMAZ:
Müslüman alimler Kurana dayanarak Cennetteki cinsel ilişkiden ve evlilikten bahsederlerken,Papazlar İncile dayanarak Cennette cinsel ilişki ve evlilik yoktur diyorlardı.Bu durum Müslüman alimlerin hem İncilin hemde Kuranın aynı anda doğru olamayacağını anlamalarını sağladı.
Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler-MATTA 22:30 İNCİL
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.(DUHAN 54 KURAN)
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak”Onları,ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:(TUR 20 KURAN)
Biz onları bakireler kıldık,eşleri için,ahirette mutluluğa erenler için(VAKIA 36-38 KURAN)
Ayrıca diğer konularda da tartışmalar patlak veriyordu.Örneğin Süleyman hiç bir zaman doğru yoldan sapmamıştır Kurana göre.Kafir olmamıştır.Oysa Tevrat Süleymanın kafilik döneminden bahseder,putperest bir dönem yaşadığını söyler.
Süleyman hiç bir zaman kafir olmadı…BAKARA 102 KURAN
Süleyman’ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu, yolundan saptırdılar.1.KRALLAR 11:3 TEVRAT
Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB’be adayan babası Davut gibi yaşamadı.1.KRALLAR 11:4 TEVRAT
Saydalılar’ın tanrıçası Aştoret’e ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e taptı.1.KRALLAR 11:5 TEVRAT
Böylece RAB’bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB’bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB’bi izlemedi.1.KRALLAR 11:6 TEVRAT
Yeruşalim’in doğusundaki tepede Moavlılar’ın iğrenç ilahı Kemoş’a ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e tapmak için bir yer yaptırdı.1.KRALLAR 11:7 TEVRAT
Kurana göre Tanrının bir oğlu olamazdı.Ama İncil baştan sona kadar İsa Tanrının oğludur diyordu.
Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin!(TEVBE 30 KURAN)
De ki : Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!(ZUHRUF 81 KURAN)
Ayrıca Kurana dayanan İslam alimleri her zaman İsa Rab değildir demişlerdir.Ama İncile göre İsa Rabdir.
(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rab edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu.(TEVBE 31 KURAN)
Eğer İSA RAB’dir diye ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölüler arasından dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın.ROMALILAR 10/9 İNCİL
Bu durum açıkça Kuran ın yanıldığını gösteriyordu.Çünkü Kuran ellerinde bulunan İncil ve Tevrat değiştirilmediler,doğrular ve Kuranla uyumlular diyordu pek çok ayette.Ama görünen oki hiçte Kuranla uyumlu değildi ellerindeki İncil ve Tevrat.
Bu durumda müslüman bilginler ellerindeki İncil ve Tevrat değişmemiştir diyen ayetleri hiçe sayarak,onların ellerindeki İncil ve Tevrat bozuktur,tahrif edilmiştir yalanını uydurdular.İşin içinden böyle çıkmaya çalıştılar.Oysa Kuran onlar gibi düşünmüyordu bu konuda.
Kuran İncil ve Tevrat ın da değişmediğini ve korundugunu söylüyor.
******************************************************************************************************************************************
1- ”Allah ın SÖZLERİNİ HİÇ KİMSE DEĞİŞTİREMEZ.Öncekilerin mesajları sana da ulaştı=ENAM SURESİ:34.AYET-KURAN”
Muhammed e önceki elçilerin mesajı nın ulaşma nedeni olarak Allah ın sözlerinin hiç birinin değiştirilememesi gösteriliyor.Tevrat ve İncil de Allah ın sözleri olarak indirildiyse o zaman onları da kimse değiştiremez.
******************************************************************************************************************************************
2-”Onların ELLERİNDE BULUNAN TEVRAT I ve İNCİL İ tasdik eden bir kitap indirdik sana=ALİ İMRAN SURESİ:3.AYET-KURAN”
Dikkat edilirse bu ayet,bozulup gitmiş olan bir Tevratı ya da bozulup gitmiş olan bir İncil i anlatmıyor.Şu an ELLERİNDE BULUNAN bir Tevrat tan ve İncilden bahsediyor.Kuran ın Tasdik ettiği Tevrat ve İncil ŞU AN ELLERİNDE OLAN Tevrat ve İncildir.
********************************************************************************************************************************************
3-”Bize indirilen ile,İbrahim,İshak,Musa,Elyase(Tevratta ki Elişa) ve İsa ya inenler arasında ayrım yoktur=BAKARA SURESİ:136.AYET-KURAN”
Yani Allah Kuran ı koruyorsa onları da koruyor.Ayrım yapmıyor.Biz de Ayrım yapmıyoruz.Ama Allah Kuran ı koruyup diğer indirilenleri korumuyorsa AYRIMI KENDİSİ YAPIYOR demektir.Bu durumda nasıl insanlardan bu inenler arasında ayrım yapmamalarını isteyebilir ki?
*******************************************************************************************************************************************
4-Musa nın Kavmi içindeki bir gurup DOGRU YOLDADIR=ARAF SURESİ:159.AYET-KURAN”
Ortada Saglam bir Tevrat yoksa Musa nın toplulugundan bir gurup asla dogru bir yolda olamaz.Hala o kavimden birileri dogru yoldaysa uydukları Tevrat bozulmamış bir Tevrat olmalıdır.
*******************************************************************************************************************************************
5-”Musa ya Tevrat ı indirdik.İnsanlar için bir nur ve hidayet var Tevrat ta=ENAM SURESİ:91.AYET-KURAN”
Tevratta bir zamanlar nur ve hidayet vardı demiyor.Halen daha var diyor.
*********************************************************************************************************************************************
6-”Zikri biz indirdik.Zikirden sonra da Zeburu indirdik=ENBİYA SURESİ:105.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi ayet Zeburdan önce inen Tevrat için ZİKİR kelimesini kullanıyor.Şimdi bu ayeti başka bir ayetle karşılaştıralım:
”Zikri biz indirdik.Onun için Zikri biz koruyacagız=HİCR SURESİ:9.AYET-KURAN”
Zikir i İndirdiği için koruyor.Tevrat ta İNDİRDİĞİ BİR ZİKİR olduguna göre Tevrat ı da koruyor.
***********************************************************************************************************************************************
7-”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi Tevrat halen geçerli bir Allah Hükmü olarak kabul ediliyor.Yani ayet gitsinler ve bozulmuş sahte tevrat a uysunlar demediğine göre,demekki o an ellerin de bulunan Tevrat ı geçerli ve güvenilir buluyor.
Hatta Tevrat ve İncil i elinde bulunduranlar Kuran ı ve Muhammed i onaylamalıdırlar.Muhammed in şüphesini gidermesi için bile bu toplulukların Muhammed i onaylamasına ihtiyaç var.
”Eğer sana indirdiğimizden şüphen varsa,git senden önce Kitap İndirdiğimiz Toplumlara sor=YUNUS SURESİ:94.AYET-KURAN”
****************************************************************************************************************************************
8-”Deki eğer dogru sözlüler ideniz Tevrat ı getirip okuyun=ALİ İMRAN SURESİ:93.AYET-KURAN”
Yani Tevrat ı dogru bir söz kabul ediyor.Hatta dogru sözleri onaylayıcı olarak Tevrat ı getirin okuyun diyor.
*****************************************************************************************************************************************
9-”Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”
Tevrat ve İncil bozulmuşsa neyini uygulayabilecekler ki?Yani Ayet bozulmuş ve Sahte Tevratı uygulayın mı demek istiyor?Hem de hakkıyla uygulayın.
*******************************************************************************************************************************************
”İsrailoğullarına da Musa nın Kitabını MİRAS BIRAKTIK=MÜMİN SURESİ:53.AYET-KURAN”
Allah Tevrat ı koruyamamışça İsrailoğullarına bozulan ve tahrif olan çürük bir miras bırakmış olur.Yani Tanrı Tevrat ı miras olarak koruyamamış olur.
*****************************************************************************************************************************
”Bu ikisinden(Tevrat ve Kuran)daha doğru bir kitap yoktur=KASAS SURESİ:49.AYET-KURAN”
Yani Tevratta en az Kuran kadar doğru kabul ediliyor.
###################################################
Peki ama Muhammed’in ellerindeki İncil ve Tevrat doğrudur demesinin sebebi nedir?
1-İncil ve Tevratı okumamıştı.Çevresindeki Arap toplumuda okumamıştı.Onun için okumadığı kitaplar hakkında tahmine dayalı konuşuyordu.Ve ellerindeki İncil in Kuranla uyumlu olduğunu zannediyordu.Yanılıyordu.
Sen bundan önceki kitapları okumuyordun ve elinle kitapta yazamıyordun. Öyleyse batıla uyanlar kuşku duyup duracaklardır(ANKEBUT 48 KURAN)
Muhammed ümmidir ve kendisininde belirttiği gibi ümmiler kitapları okumazlar.Sadece kulaktan dolma bilgilerle kitaplar hakkında konuşurlar.(ve yanılırlar)
İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.(BAKARA 78 KURAN)
Allah ümmilere ümmi bir peygamber yolladı,kendi içlerinden…(CUMA 2 KURAN)
2-Muhammed’in yaşadığı ümmi Arap toplumu okuyamadığı bu iki kitaba saygı gösteriyordu.Bu iki kitap gibi bir kitap bizim Arap kavminede gelse diyorladı.Onun için etrafındaki toplumun bu bakışından etkilenerek önceki kitapları doğru ve yüce kabul etti.Hemde okumadığı halde,tahminlere dayanarak.
Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı”,(AFFATS 168 KURAN)
O zaman biz Allahın iyi kullarından olurduk(SAFFAT 169 KURAN)
Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik” demeyesiniz diye;(ENAM 156 KURAN)
Ama Hristiyanlar bu hilenin farkındalar.Hriistiyanlar Kuran bizim elimizdeki İncili doğruluyor ama İslam alimleri elimizdeki İncili doğrulamıyor demektedirler.İslam alimlerinin bakışıyla Kuranın bakışının birbirine zıt olduğunu fark etmişler.
http://www.youtube.com/watch?v=4k_FLBJHum8
Hem Muhammed hem de ilk dönemlerin İslam alimleri;Hristiyanların elindeki İncil ve Tevrat’ın Kuran ile uyumlu olduğunu zannediyorlardı.Ve bu Kuranda açıkça yazmaktaydı.Ama daha sonraki dönemlerde İslam alimleri Hristiyan bilginlerle dini tartışmalara girdiklerinde,onların ellerinde bulunan İncil ve Tevrat’ın Kuran ile uyumlu olmadığını fark ettiler.Ve bu onları çok zor bir ikileme soktu.Kuran açıkça ellerindeki İncil doğrudur dediği halde,müslüman bilginler ellerindeki İncil doğru değildir demek zorunda kaldılar.Kuranla ters düştüler.İncil Tahrif edildi yalanına tutunmaktan başka çareleri kalmadı.
İNCİL VE KURAN-İKİSİ BİRDEN DOĞRU OLAMAZ:
Müslüman alimler Kurana dayanarak Cennetteki cinsel ilişkiden ve evlilikten bahsederlerken,Papazlar İncile dayanarak Cennette cinsel ilişki ve evlilik yoktur diyorlardı.Bu durum Müslüman alimlerin hem İncilin hemde Kuranın aynı anda doğru olamayacağını anlamalarını sağladı.
Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler-MATTA 22:30 İNCİL
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.(DUHAN 54 KURAN)
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak”Onları,ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:(TUR 20 KURAN)
Biz onları bakireler kıldık,eşleri için,ahirette mutluluğa erenler için(VAKIA 36-38 KURAN)
Ayrıca diğer konularda da tartışmalar patlak veriyordu.Örneğin Süleyman hiç bir zaman doğru yoldan sapmamıştır Kurana göre.Kafir olmamıştır.Oysa Tevrat Süleymanın kafilik döneminden bahseder,putperest bir dönem yaşadığını söyler.
Süleyman hiç bir zaman kafir olmadı…BAKARA 102 KURAN
Süleyman’ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu, yolundan saptırdılar.1.KRALLAR 11:3 TEVRAT
Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB’be adayan babası Davut gibi yaşamadı.1.KRALLAR 11:4 TEVRAT
Saydalılar’ın tanrıçası Aştoret’e ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e taptı.1.KRALLAR 11:5 TEVRAT
Böylece RAB’bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB’bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB’bi izlemedi.1.KRALLAR 11:6 TEVRAT
Yeruşalim’in doğusundaki tepede Moavlılar’ın iğrenç ilahı Kemoş’a ve Ammonlular’ın iğrenç ilahı Molek’e tapmak için bir yer yaptırdı.1.KRALLAR 11:7 TEVRAT
Kurana göre Tanrının bir oğlu olamazdı.Ama İncil baştan sona kadar İsa Tanrının oğludur diyordu.
Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin!(TEVBE 30 KURAN)
De ki : Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!(ZUHRUF 81 KURAN)
Ayrıca Kurana dayanan İslam alimleri her zaman İsa Rab değildir demişlerdir.Ama İncile göre İsa Rabdir.
(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rab edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu.(TEVBE 31 KURAN)
Eğer İSA RAB’dir diye ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölüler arasından dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın.ROMALILAR 10/9 İNCİL
Bu durum açıkça Kuran ın yanıldığını gösteriyordu.Çünkü Kuran ellerinde bulunan İncil ve Tevrat değiştirilmediler,doğrular ve Kuranla uyumlular diyordu pek çok ayette.Ama görünen oki hiçte Kuranla uyumlu değildi ellerindeki İncil ve Tevrat.
Bu durumda müslüman bilginler ellerindeki İncil ve Tevrat değişmemiştir diyen ayetleri hiçe sayarak,onların ellerindeki İncil ve Tevrat bozuktur,tahrif edilmiştir yalanını uydurdular.İşin içinden böyle çıkmaya çalıştılar.Oysa Kuran onlar gibi düşünmüyordu bu konuda.
Kuran İncil ve Tevrat ın da değişmediğini ve korundugunu söylüyor.
******************************************************************************************************************************************
1- ”Allah ın SÖZLERİNİ HİÇ KİMSE DEĞİŞTİREMEZ.Öncekilerin mesajları sana da ulaştı=ENAM SURESİ:34.AYET-KURAN”
Muhammed e önceki elçilerin mesajı nın ulaşma nedeni olarak Allah ın sözlerinin hiç birinin değiştirilememesi gösteriliyor.Tevrat ve İncil de Allah ın sözleri olarak indirildiyse o zaman onları da kimse değiştiremez.
******************************************************************************************************************************************
2-”Onların ELLERİNDE BULUNAN TEVRAT I ve İNCİL İ tasdik eden bir kitap indirdik sana=ALİ İMRAN SURESİ:3.AYET-KURAN”
Dikkat edilirse bu ayet,bozulup gitmiş olan bir Tevratı ya da bozulup gitmiş olan bir İncil i anlatmıyor.Şu an ELLERİNDE BULUNAN bir Tevrat tan ve İncilden bahsediyor.Kuran ın Tasdik ettiği Tevrat ve İncil ŞU AN ELLERİNDE OLAN Tevrat ve İncildir.
********************************************************************************************************************************************
3-”Bize indirilen ile,İbrahim,İshak,Musa,Elyase(Tevratta ki Elişa) ve İsa ya inenler arasında ayrım yoktur=BAKARA SURESİ:136.AYET-KURAN”
Yani Allah Kuran ı koruyorsa onları da koruyor.Ayrım yapmıyor.Biz de Ayrım yapmıyoruz.Ama Allah Kuran ı koruyup diğer indirilenleri korumuyorsa AYRIMI KENDİSİ YAPIYOR demektir.Bu durumda nasıl insanlardan bu inenler arasında ayrım yapmamalarını isteyebilir ki?
*******************************************************************************************************************************************
4-Musa nın Kavmi içindeki bir gurup DOGRU YOLDADIR=ARAF SURESİ:159.AYET-KURAN”
Ortada Saglam bir Tevrat yoksa Musa nın toplulugundan bir gurup asla dogru bir yolda olamaz.Hala o kavimden birileri dogru yoldaysa uydukları Tevrat bozulmamış bir Tevrat olmalıdır.
*******************************************************************************************************************************************
5-”Musa ya Tevrat ı indirdik.İnsanlar için bir nur ve hidayet var Tevrat ta=ENAM SURESİ:91.AYET-KURAN”
Tevratta bir zamanlar nur ve hidayet vardı demiyor.Halen daha var diyor.
*********************************************************************************************************************************************
6-”Zikri biz indirdik.Zikirden sonra da Zeburu indirdik=ENBİYA SURESİ:105.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi ayet Zeburdan önce inen Tevrat için ZİKİR kelimesini kullanıyor.Şimdi bu ayeti başka bir ayetle karşılaştıralım:
”Zikri biz indirdik.Onun için Zikri biz koruyacagız=HİCR SURESİ:9.AYET-KURAN”
Zikir i İndirdiği için koruyor.Tevrat ta İNDİRDİĞİ BİR ZİKİR olduguna göre Tevrat ı da koruyor.
***********************************************************************************************************************************************
7-”İçinde Allah ın HÜKMÜ BULUNAN TEVRAT ELLERİNDE varken,gelip senden hüküm vermeni istemesinler=MAİDE SURESİ:43.AYET-KURAN”
Görüldüğü gibi Tevrat halen geçerli bir Allah Hükmü olarak kabul ediliyor.Yani ayet gitsinler ve bozulmuş sahte tevrat a uysunlar demediğine göre,demekki o an ellerin de bulunan Tevrat ı geçerli ve güvenilir buluyor.
Hatta Tevrat ve İncil i elinde bulunduranlar Kuran ı ve Muhammed i onaylamalıdırlar.Muhammed in şüphesini gidermesi için bile bu toplulukların Muhammed i onaylamasına ihtiyaç var.
”Eğer sana indirdiğimizden şüphen varsa,git senden önce Kitap İndirdiğimiz Toplumlara sor=YUNUS SURESİ:94.AYET-KURAN”
****************************************************************************************************************************************
8-”Deki eğer dogru sözlüler ideniz Tevrat ı getirip okuyun=ALİ İMRAN SURESİ:93.AYET-KURAN”
Yani Tevrat ı dogru bir söz kabul ediyor.Hatta dogru sözleri onaylayıcı olarak Tevrat ı getirin okuyun diyor.
*****************************************************************************************************************************************
9-”Tevrat ı ve İncil i hakkıyla UYGULASINLAR=MAİDE SURESİ:68.AYET-KURAN”
Tevrat ve İncil bozulmuşsa neyini uygulayabilecekler ki?Yani Ayet bozulmuş ve Sahte Tevratı uygulayın mı demek istiyor?Hem de hakkıyla uygulayın.
*******************************************************************************************************************************************
”İsrailoğullarına da Musa nın Kitabını MİRAS BIRAKTIK=MÜMİN SURESİ:53.AYET-KURAN”
Allah Tevrat ı koruyamamışça İsrailoğullarına bozulan ve tahrif olan çürük bir miras bırakmış olur.Yani Tanrı Tevrat ı miras olarak koruyamamış olur.
*****************************************************************************************************************************
”Bu ikisinden(Tevrat ve Kuran)daha doğru bir kitap yoktur=KASAS SURESİ:49.AYET-KURAN”
Yani Tevratta en az Kuran kadar doğru kabul ediliyor.
###################################################
Peki ama Muhammed’in ellerindeki İncil ve Tevrat doğrudur demesinin sebebi nedir?
1-İncil ve Tevratı okumamıştı.Çevresindeki Arap toplumuda okumamıştı.Onun için okumadığı kitaplar hakkında tahmine dayalı konuşuyordu.Ve ellerindeki İncil in Kuranla uyumlu olduğunu zannediyordu.Yanılıyordu.
Sen bundan önceki kitapları okumuyordun ve elinle kitapta yazamıyordun. Öyleyse batıla uyanlar kuşku duyup duracaklardır(ANKEBUT 48 KURAN)
Muhammed ümmidir ve kendisininde belirttiği gibi ümmiler kitapları okumazlar.Sadece kulaktan dolma bilgilerle kitaplar hakkında konuşurlar.(ve yanılırlar)
İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.(BAKARA 78 KURAN)
Allah ümmilere ümmi bir peygamber yolladı,kendi içlerinden…(CUMA 2 KURAN)
2-Muhammed’in yaşadığı ümmi Arap toplumu okuyamadığı bu iki kitaba saygı gösteriyordu.Bu iki kitap gibi bir kitap bizim Arap kavminede gelse diyorladı.Onun için etrafındaki toplumun bu bakışından etkilenerek önceki kitapları doğru ve yüce kabul etti.Hemde okumadığı halde,tahminlere dayanarak.
Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı”,(AFFATS 168 KURAN)
O zaman biz Allahın iyi kullarından olurduk(SAFFAT 169 KURAN)
Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik” demeyesiniz diye;(ENAM 156 KURAN)
Ama Hristiyanlar bu hilenin farkındalar.Hriistiyanlar Kuran bizim elimizdeki İncili doğruluyor ama İslam alimleri elimizdeki İncili doğrulamıyor demektedirler.İslam alimlerinin bakışıyla Kuranın bakışının birbirine zıt olduğunu fark etmişler.
http://www.youtube.com/watch?v=4k_FLBJHum8
Kuran ve alem kelimesi
Kuranın bütün kavimlere değilde sadece Arap kavmine seslendiğini
anlayanlar alem kelimesine yanlış anlam vererek hileli bir yola
başvuruyorlar.
Müslümanlar Kuran ın bir Kavim e değil bütün kavimlere gönderildiğini anlatmak için aynı ayetle geliyorlar:
”’Merhametimizi görmeleri için seni alemlere yolladık=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
MÜSLÜMAN ARKADAŞLAR BU AYETTE Kİ ALEM KELİMESİNDEN BÜTÜN İNSANLIK VE BÜTÜN VARLIKLARI ANLIYORLAR.
Bu konu da kendilerini pek haksız saymıyorum.Çünkü onları buna iten TERCÜME HİLELERİ YAPARAK ONLARI YANLIŞ YÖNLENDİREN MÜSLÜMAN DİN ADAMLARININ YÜZÜNDEN böyle oluyor.
Her şeyden önce şunu sormak lazımdır=YUKARIDAKİ AYETTE,MÜSLÜMAN TERCUMANLAR AYETTE OLAN BÜTÜN KELİMELERİ TÜRKÇEYE ÇEVİRDİKLERİ HALDE,NEDEN ”’ALEM” KELİMESİNİ DE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİYORLAR?NEDEN SADECE ”’ALEM”’KELİMESİNİ OLDUGU GİBİ ARAPÇA HALİYLE TERCÜMELERİNDE KULLANIYORLAR?
Şimdi şu ALEM kelimesine yakından bakmaya çalışalım.Böylece Müslüman tercumanların ayette ki ALEMLER sözünü neden Türkçeye çevirmeden oldugu gibi bıraktıklarını daha iyi anlamış oluruz:
**************************************************
”’Merhametimizi görmeleri için seni ALEMLERE(Lİ EL ALEMİNE) GÖNDERDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
Ayette geçen kelime nin orjinali=Lİ EL ALEMİN kelimesidir.Ama bu kelime bütün insanlar ya da bütün yaşayanlar anlamına gelmiyor.
Lİ-ALE-MİN=BİLEN KİMSELER demektir
Ayette geçen Lİ EL ALEMUN sözü BİLEN KİMSELER anlamına gelir.Yani bütün kavimler ve bütün insanlar anlamına gelmiyor.O halde bunu bilerek ayeti yeniden yazalım:yani Müslüman tercümanların Arapça bıraktıgı ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirerek yazalım:”BİZ SENİ MERHAMETİMİZLE BİLEN KİŞİLERDEN BAŞKASINA GÖNDERMEDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYETİ-KURAN”
Bu ayetteki Lİ EL ALEMİN(bilen kimseler) sözünün RUM Suresi 22.ayetin sonunda Lİ EL ALİMİN(bilen kimseler) şeklinde yazılmış olduğunuda görüyoruz.
Gökleri yeri yaratması,lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olması onun ayetlerindendir.Bunda bilen kimseler(Lİ EL ALİMİN) için deliller vardır(RUM 22 KURAN)
……………………………………………………………………………………………………………………… ……..
Hatta benzer ayetlere de bakabiliriz:
”O BİLEN KİMSELER(EL-ALEMİN-E)İÇİN bir öğüttür..Başkası için değil=KALEM SURESİ:52.AYET-KURAN”
……………………………………………………………………………………………………………………… …
”Verdiğimiz misaller insanlar içinde ancak BİLENLER İÇİNDİR(el alimune/EL-ALEMİN-E)=ANKEBUT SURESİ:43.AYET-KURAN”
………………………………………………………………………………………….
”De ki BİLEN KİMSELERLE(YA ALEM U) İLE BİLMEYEN KİMSELER(LA-YA ALEM-U) bir olamazlar=ZUMER SURESİ:9.AYET-KURAN”
(İŞE BAKIN Kİ,ENBİYA 107 DE ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİRMEYİP OLDUGU GİBİ VEREN TERCUMANLAR,ZÜMER SURESİ 9.AYETİNDE GEÇEN ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİREREK BİLEN KİMSELER ŞEKLİNDE VERMİŞLER.HİKMETİNİ ANLADINIZ SANIRIM
…………………………………………………………………………………………
Siz bilmiyorsanız(LA TA ALEMUNE) zikir ehline gidip sorun=ENBİYA SURESİ:7.AYET-KURAN”
Hadi burada ki ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirmeden versinler de samimiyetlerine inanalım.
Yani şu şekilde olmuş olur=SİZ BİR ALEM DEĞİLSENİZ ZİKİR EHLİNE SORUN
………………………………………………………………………………………………………………….
Ve Allah Ademe isimleri öğretti(VE ALEM E)
Melekler dedi bize öğrettiğinden(ALLEM-TE-NA) bilmeyiz
Allah dedi,ben sizin bilmediklerinizi bilirim(İNNİ ALEM-U)=BAKARA SURESİ:32.ve 33.AYETLER-KURAN”
Bu ayetteki alem kelimesini bilen olarak çevirmeleri,alem kelimesinin bilen anlamına geldiğini fark ettiklerini gösteriyor.…………………………………………………………………………………………………………….
Araf Suresinin 32.ayeti nin son kısmı şöyledir=Lİ KAVMEN YA ALEMİNE(BİLEN BİR KAVİM İÇİN)
Şimdi burada neden ALEM kelimesini oldugu gibi bırakmamış da Türkçeye çevirmişler ki?
Çünkü enbiya 107.ayette oldugu gibi burada da ALEMİN KELİMESİNİ oldugu gibi verseydiler ortaya şöyle bir ayet çıkmış olacaktı=SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
………………………………………………………………………………………….
”ALLAH DAHA İYİ BİLENDİR(VE ALLAH U ALEMU)=YUSUF SURESİ:77.AYET-KURAN”(ayetin en son kısmını verdim.bu kelime ayetin en sonunda geçer)
………………………………………………………………………………….
”Ve onun haberini SİZ BİLECEKSİNİZ(ALEMUNE)=SAD SURESİ:88.AYETİ-KURAN”
YENİDEN AYNI HİLE.ENBİYA 107.AYET TE ÇEVİRMEDİKLERİ ALEMİN KELİMESİNİ BURADA ÇEVİREREK TÜRKÇESİNİ VERİYORLAR=SİZ BİLEN KİMSELER OLACAKSINIZ diye çevirmişler.Sıkıysa bu ayetteki ALEMİN kelimesini de ARAPÇA OLARAK VERSİNLER de görelim. O zaman ayet şöyle olur=”SİZ BİR ALEMSİNİZ:SAD SURESİ=88.AYET-KURAN”
Bu Müslüman Tercümanlar GERÇEKTEN DE ÇOK ALEM ADAMLAR
………………………………………………………………………………….
NOT=Aslında Araplar yaratılmışları kastetmek için mahluk veya mahluklar gibi kelimeleri kullanırlar.Alem kelimesi bütün yaratılmışlar olamaz.Çünkü Muhammed getirdiği mesaja inanmayan yaratıklara hiçte rahmet olmuyor,aksine onlara gazap getirmiş oluyor.Artı alemlere bütün yaratılış dersek hayvanlara ve mikroplara da yollanmış bir muhammed çıkar karşımıza.ALEM KELİMESİNİN BÜTÜN MAHLUKLAR ANLAMINDA KULLANILMASI ARAP OLMAYAN BİLGİNLERİN BİR YORUMUNDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR DURUMDUR.Arapçadan kaynaklanan bir durum değildir;
”ŞERH-İ AKAİD adlı kitabın başında şöyle deniliyor;Bütün varlıklar(mahluklar)Allahın varlığına ALAMET olduğu için,onun varlığını gösterdiği için malukatların hepsine ALEM denilmeye başlanmıştır(muhammed den çok sonra,kuran dan çok sonra böyle denilmeye başlanmıştır).Daha sonra da varlıkların ayrı ayrı olan cinslerinin her birine ALEM denilmeye başlanmıştır.Örneğin İnsanlar Alemi,Melekler Alemi,hayvanlar Alemi,Cansızlar Alemi.v.b.Hatta bazı düşünürler her varlık ve her cisim ayrı bir alemdir demeye bile başlamışlardır.=Yani ALAMETLER anlamına gelen ALEM KELİMESİ Kuran da bilen kimseler anlamına gelen ALEMU kelimesiyle birbirine karıştırılmıştır.Bu gün Kuran çevirilerindeki ALEM kelimesinin Türkçe çevirisiyle verildiği,bilen olarak çevrildiği,ama ENBİYA 107 deki ALEM kelimesinin neden Türkçeye çevrilmeden olduğu gibi bırakıldığı anlaşılmıştır heralde.Karışıklığın devam etmesini ve alem kelimesinden bilen yerine mahluklar(alametler) anlamı çıkarılmasının devam etmesini istiyorlar.Başka ayetlerde Türkçeye çevirdikleri ALEM kelimesini ENBİYA 107 DE neden Türkçeye çevirmeden veriyorlar?Beni ilk şüphelendiren bu garip durum olmuştu.
Yani ALEM kelimesinin MAHLUKLAR anlamında kullanılması kelamcıların ve bazı tefsircilerin yorumlarıyla ortaya çıkmış bir durumdur.Ne Arapça da böyle bir durum var ne de Kuran da.Kuran ın yazılışından çok sonra ortaya çıkmış olan bir yorumlama tarzıdır hepsi bu.
BKNZ:ŞERH-İ MEVAKIF-ŞERİF ALİ CÜRCANİ(ŞİRAZLI İSLAM BİLGİNİ)
****
Konuya yakından bakarsak alem/alim kelimesinin bilen anlamının dışında kullanılmasının çok arızalı ve yersiz olacağını görmek zor olmayacaktır:
Her şeyden önce tefsirin babası denilen İbni Abbas,alem kelimesinin Kuranda; şuurlu,bilen,anlayan gibi anlamların dışında kullanılmadığını söyler.Bunun dışında bir anlam vermenin arıza yaratacağını söyler.Bu söz doğrudur ve Kuranla sağlaması yapılabiliyor.(her kim söylemişse doğru söylemiş)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
Artı bir yerde bilen anlamına gelen bir kelime başka yerde çok alakasız bir şekilde bütün mahluklar anlamına gelemez.Yani alim kelimesi aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemediği gibi alem(bilen) kelimeside aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemez.Bunu bir kitap içinde yapmak çok tuhaf ve abes olurdu zaten.
Yusuf 77 de ve pek çok yerde bilmek,bilen,öğrenen anlamına gelen bir kelime aniden şuursuz varlıklarıda içine alan zıt anlamlı bir kelimeye dönüşemez.Bir kitap içinde bunu yapmak,o kadar kısa sürede bu ani dönüşümü yapmak imkansızdır.
Zaten Kuranda böyle bir ani dönüşüme uğratmıyor alem(bilen) kelimesini.
Alem demek bütün mahluklar demekse o zaman pek çok arıza çıkar ortaya
1-Seni alemlere rahmet olarak gönderdik(ENBİYA 107 KURAN)
Alem bütün mahluksa Kuran bütün mahluklara nasıl rahmet oluyorki?Örneğin Ebu Leheb için,Ebu Cehil için,inanmayanlar için rahmet olmadığı kesindir.
2-Kuran alemler ibret alsın diyor.Eğer alem kelimesi bütün mahluklar demekse,şuursuz mahluklar nasıl ibret alabileceklerki?
Onu ve gemidekileri kurtardık ve gemiyi, âlemlere ibret yaptık.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şimdi şuursuz varlıklar nasıl ibret alabileceklerki gemiden?Oysa alem kelimesine bilen anlamı verirseniz ayet ancak o zaman anlamlı olur.
Gemi bilenlere/alemlere ibrettir.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şuursuz mahluklar ibret alamayacağına göre alem kelimesini bütün mahluklar anlamında kullanamazsınız.
Bu kelime Kuranda 3 versiyonla kullanılır sadece;ALLAHIN BİLMESİ(ALLAHU ALEMU),MELEKLERİN BİLMESİ ve İNSANIN BİLMESİ.
Savaş(katletmek), hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir(ya alemu), siz bilmezsiniz(la ta alemu)(BAKARA 216 KURAN)
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
…Allah da meleklere, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim(innî a’lemu)” demişti(BAKARA 30 KURAN)
Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti(ALLEME)…(BAKARA 31 KURAN)
Şuursuz varlıklar alleme(öğrenen) olamaz değilmi?Şuursuz varlıklar alem(bilen) olamaz değilmi?Görüldüğü gibi Kuran bu kelimeyi şuursuzlarda olmayan bir özellik şeklinde kullanıyor.Şuurlulara özel bir eylem olarak bu kelimeyi kullanıyor.
Alem kelimesinin Kurandaki anlamından kayıp folklorik alanda çok farklı anlam sapmalarına uğrayarak kullanılması,Kurandaki anlamını değiştirmiyor.Bu çok açık.Ama bazı mollaların dediği gibi avam(halk yığını) bunları bilmez.Derinlemesine araştırmaz ve sorgulamaz.
***************
Burada açık bir meydan okuyuş vardır,alem demek bilen demek değilse o zaman ayetlerde geçen alem kelimesine bilen anlamı vermemeliler.Neden ayetlerdeki alem kelimesini bilen olarak çeviriyorlar?
Her şey çok açık bir şekilde ortada;
Herkesin görebileceği gibi,alem kelimesinin bilen olduğunu tercümanlar ve alimcikler çok iyi biliyorlar.Çünkü aşağıdaki ayetleri çevirirken ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler.Alem kelimesi bilen anlamına gelmiyorsa;neden aşağıdaki ayetlerde geçen ALEM kelimesine BİLEN anlamı veriyorlar?Neden başka bir anlam vermiyorlar?
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir(NİSA 45 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir-(NİSA 25 KURAN)
فَاعْلَمُو(FE ALEMU)-biliriz(MAİDE 34 KURAN)
فَاعْلَمْ(FE ALEM)-bilki(MAİDE 49 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(VE ALLAHU ALEMU)-allah iyi bilir-(MAİDE 61 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmemekteyim-ENAM 50 KURAN
Bütün bu ayetlerdeki alem kelimesini bilmek ve bilen olarak çevirmiş tercümanlar.Demekki alem kelimesinin Kuranda alim ile aynı anlamda kullanıldığını,bilen anlamında kullanıldığını gayet iyi çözmüşler.
EK NOT:alem kelimesinin bilen olmadığını ve varolan her şey olduğunu dile getiren itiraz ve bunu desteklediği iddia edilen ayet:
Firavun rab nedir dedi alemlere/bilenlere(ŞUARA 23-KURAN)
Musa dediki,o gökler yer ve ikisi ikisi arasında olan şeylerin efendisidir(ŞUARA 24 KURAN)
Burada şuara 23.ayetteki alem kelimesine bakarak,şuara 24.ayetteki gökler ve yer arasındaki her şey ifadesini alem kelimesinin tarifi ve açılımı olarak görüyorlar.
Oysa bu bir aldanıştır.Çünkü Musa alem kelimesinin değil rab kelimesinin açılımını ve açıklamasını yapıyor şuara 24.ayette.24.ayette rabbin her şeye egemen olan anlamına geldiği söyleniyor.Alemin değil rabbin tanımı ve nufus alanı veriliyor 24.ayette.Rab vemaya(her şeye) egemen olandır diyen ayetten,vema(herşey) alemdir sonucu çıkmaz.(her şey anlamına gelen kelime alem değil vema kelimesidir.Yada kulli şeyin kelimesidir)
Zaten 24.ayette alem kelimesinin olmayışı ama dediki RAB(قَالَ رَبُّ) kelimesiyle ayetin başlaması bunu açıkça ortaya koyuyor.Eğer alem kelimesine bu anlayışla gökler yer ve ikisi arasında olan her şey anlamını verirsek;o zaman çok saçma bir durum ortaya çıkar.Çünkü o zaman Muhammedi alemlere gönderdik diyen ayet(ENBİYA 107) çok tuhaf bir anlama gelecektir.Muhammedi alemlere yolladık dediğinde,Muhammedi,ağaçlara,taşlara,fosillere,meteorlara ve yıldızlara yolladık gibi saçma bir anlam çıkar ortaya.Oysa İbni Abbbas’ın dediği gibi peygamberler uyarı amacıyla gönderildiği için,sadece kendisini anlayan şuurlu varlıklara gönderilirler.Şuursuzlara değil.Yani aleme şuurlu ve bilinçli olan anlamını vermek kaçınılmaz olacaktır.Şuursuzlar anlamı verilemez.
Şuara 23 ve Şuara 24 ayetini alem kelimesine var olan her şey anlamı vererek okuduğumuzda oldukça saçma bir sonuç ortaya çıkacaktır:
Firavun dediki var olan her şeyin(alemlerin) rabbi nedir?(Şuara 23 KURAN)
Ve Musa dediki;o gökler ve yer arasındaki her şeyin rabbidir(Şuara 24 KURAN)
Yani her şeyin rabbi nedir sorusuna;o her şeyin rabbidir gibi saçma bir cevap vermiş olur.Yani soruyu aynen tekrarlamış olur.Cevap vermemiş olur.Yani Musa;o her şeyin rabbidir sözü,o her şeyin rabbidir anlamına gelmektedir gibi tuhaf ve anlamsız bir cevap vermiş olur.
”’Gerçi burada dilbilimsel bir tuhaflık vardır.Musa ve Firavun arasında gerçektende böyle bir konuşmanın geçtiğini varsaysak bile;aralarında Arapça konuşmaları imkansızdır.Çünkü Firavun da Musa da Kopti dilini(Kıptice) konuşuyorlardı.Ve Kıpticede alem(alim) kelimesi yoktur.Musa döneminde Arapça henüz yoktu.Onun için Musa’nın alem(alim) kelimesini kullanmasına imkan yok.Onun için Musa Firavunla bu tarz bir konuşma yapmış olsaydı,alem(alim) kelimesi yerine Kıpticedeki bilgin(bilen) anlamına gelen bir kelimeyi kullanmış olurdu”’
Oysa şuara 23.ayette kastedilen alemler yani bilenler Musa ve Harundur.İlerki ayetlerde bunun açıklaması vardır zaten;
Dediler iman ettik,alemlerin/bilenlerin rabbine(ŞUARA 47-KURAN)
Musa ve harunun rabbidir(ŞUARA 48-KURAN)
Yani bilenlerin(alemlerin) rabbi derken,Musa’nın ve Harun’un rabbini kast ediyorlar.Alemler/bilenler derkende Musa ve Harun’u kastetmiş oluyorlar böylece.
Alem kelimesine var olan her şey dersek o zaman Kuranda geçen LA ALEMU(لَا أَعْلَمُ) yani ALEM OLMAYAN kelimesine ne anlam vereceğiz ki?
Bilen anlamı verdiğimizde la alemu yani alem olmayan kelimesi o zaman bilmiyorum anlamına gelecektir.Ama var olan her şey alemdir dersek o zaman BEN ALEM DEĞİLİM diyen ayetleri nasıl anlamlandırabilirizki?
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmemekteyim-(ENAM 50 KURAN)
(تَعْلَمُونَ)=la ta alemun-alem değilseniz-bilmemekteyseniz(ENBİYA 7-KURAN)
Bu kelime ilim kelimesiyle hemen hemen aynıdır ve ilim kökünden gelir.Bilir kişi olma,öğrenme kabiliyetine sahip olmanın ötesinde bir anlamı yoktur.ALİM,İLİM,ALEM kelimeleri aslında aynı kelimelerdir.Birbirinin yerine kullanılırlar.
(عِلْمٍ)ilmin=necm 28
(الْعِلْمِ)el-ilim=necm 30
(أَعْلَمُ)alemu=necm 32
(عِلْمُ)ilmul=necm 35
Müslümanlar Kuran ın bir Kavim e değil bütün kavimlere gönderildiğini anlatmak için aynı ayetle geliyorlar:
”’Merhametimizi görmeleri için seni alemlere yolladık=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
MÜSLÜMAN ARKADAŞLAR BU AYETTE Kİ ALEM KELİMESİNDEN BÜTÜN İNSANLIK VE BÜTÜN VARLIKLARI ANLIYORLAR.
Bu konu da kendilerini pek haksız saymıyorum.Çünkü onları buna iten TERCÜME HİLELERİ YAPARAK ONLARI YANLIŞ YÖNLENDİREN MÜSLÜMAN DİN ADAMLARININ YÜZÜNDEN böyle oluyor.
Her şeyden önce şunu sormak lazımdır=YUKARIDAKİ AYETTE,MÜSLÜMAN TERCUMANLAR AYETTE OLAN BÜTÜN KELİMELERİ TÜRKÇEYE ÇEVİRDİKLERİ HALDE,NEDEN ”’ALEM” KELİMESİNİ DE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİYORLAR?NEDEN SADECE ”’ALEM”’KELİMESİNİ OLDUGU GİBİ ARAPÇA HALİYLE TERCÜMELERİNDE KULLANIYORLAR?
Şimdi şu ALEM kelimesine yakından bakmaya çalışalım.Böylece Müslüman tercumanların ayette ki ALEMLER sözünü neden Türkçeye çevirmeden oldugu gibi bıraktıklarını daha iyi anlamış oluruz:
**************************************************
”’Merhametimizi görmeleri için seni ALEMLERE(Lİ EL ALEMİNE) GÖNDERDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
Ayette geçen kelime nin orjinali=Lİ EL ALEMİN kelimesidir.Ama bu kelime bütün insanlar ya da bütün yaşayanlar anlamına gelmiyor.
Lİ-ALE-MİN=BİLEN KİMSELER demektir
Ayette geçen Lİ EL ALEMUN sözü BİLEN KİMSELER anlamına gelir.Yani bütün kavimler ve bütün insanlar anlamına gelmiyor.O halde bunu bilerek ayeti yeniden yazalım:yani Müslüman tercümanların Arapça bıraktıgı ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirerek yazalım:”BİZ SENİ MERHAMETİMİZLE BİLEN KİŞİLERDEN BAŞKASINA GÖNDERMEDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYETİ-KURAN”
Bu ayetteki Lİ EL ALEMİN(bilen kimseler) sözünün RUM Suresi 22.ayetin sonunda Lİ EL ALİMİN(bilen kimseler) şeklinde yazılmış olduğunuda görüyoruz.
Gökleri yeri yaratması,lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olması onun ayetlerindendir.Bunda bilen kimseler(Lİ EL ALİMİN) için deliller vardır(RUM 22 KURAN)
……………………………………………………………………………………………………………………… ……..
Hatta benzer ayetlere de bakabiliriz:
”O BİLEN KİMSELER(EL-ALEMİN-E)İÇİN bir öğüttür..Başkası için değil=KALEM SURESİ:52.AYET-KURAN”
……………………………………………………………………………………………………………………… …
”Verdiğimiz misaller insanlar içinde ancak BİLENLER İÇİNDİR(el alimune/EL-ALEMİN-E)=ANKEBUT SURESİ:43.AYET-KURAN”
………………………………………………………………………………………….
”De ki BİLEN KİMSELERLE(YA ALEM U) İLE BİLMEYEN KİMSELER(LA-YA ALEM-U) bir olamazlar=ZUMER SURESİ:9.AYET-KURAN”
(İŞE BAKIN Kİ,ENBİYA 107 DE ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİRMEYİP OLDUGU GİBİ VEREN TERCUMANLAR,ZÜMER SURESİ 9.AYETİNDE GEÇEN ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİREREK BİLEN KİMSELER ŞEKLİNDE VERMİŞLER.HİKMETİNİ ANLADINIZ SANIRIM
…………………………………………………………………………………………
Siz bilmiyorsanız(LA TA ALEMUNE) zikir ehline gidip sorun=ENBİYA SURESİ:7.AYET-KURAN”
Hadi burada ki ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirmeden versinler de samimiyetlerine inanalım.
Yani şu şekilde olmuş olur=SİZ BİR ALEM DEĞİLSENİZ ZİKİR EHLİNE SORUN
………………………………………………………………………………………………………………….
Ve Allah Ademe isimleri öğretti(VE ALEM E)
Melekler dedi bize öğrettiğinden(ALLEM-TE-NA) bilmeyiz
Allah dedi,ben sizin bilmediklerinizi bilirim(İNNİ ALEM-U)=BAKARA SURESİ:32.ve 33.AYETLER-KURAN”
Bu ayetteki alem kelimesini bilen olarak çevirmeleri,alem kelimesinin bilen anlamına geldiğini fark ettiklerini gösteriyor.…………………………………………………………………………………………………………….
Araf Suresinin 32.ayeti nin son kısmı şöyledir=Lİ KAVMEN YA ALEMİNE(BİLEN BİR KAVİM İÇİN)
Şimdi burada neden ALEM kelimesini oldugu gibi bırakmamış da Türkçeye çevirmişler ki?
Çünkü enbiya 107.ayette oldugu gibi burada da ALEMİN KELİMESİNİ oldugu gibi verseydiler ortaya şöyle bir ayet çıkmış olacaktı=SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
………………………………………………………………………………………….
”ALLAH DAHA İYİ BİLENDİR(VE ALLAH U ALEMU)=YUSUF SURESİ:77.AYET-KURAN”(ayetin en son kısmını verdim.bu kelime ayetin en sonunda geçer)
………………………………………………………………………………….
”Ve onun haberini SİZ BİLECEKSİNİZ(ALEMUNE)=SAD SURESİ:88.AYETİ-KURAN”
YENİDEN AYNI HİLE.ENBİYA 107.AYET TE ÇEVİRMEDİKLERİ ALEMİN KELİMESİNİ BURADA ÇEVİREREK TÜRKÇESİNİ VERİYORLAR=SİZ BİLEN KİMSELER OLACAKSINIZ diye çevirmişler.Sıkıysa bu ayetteki ALEMİN kelimesini de ARAPÇA OLARAK VERSİNLER de görelim. O zaman ayet şöyle olur=”SİZ BİR ALEMSİNİZ:SAD SURESİ=88.AYET-KURAN”
Bu Müslüman Tercümanlar GERÇEKTEN DE ÇOK ALEM ADAMLAR
………………………………………………………………………………….
NOT=Aslında Araplar yaratılmışları kastetmek için mahluk veya mahluklar gibi kelimeleri kullanırlar.Alem kelimesi bütün yaratılmışlar olamaz.Çünkü Muhammed getirdiği mesaja inanmayan yaratıklara hiçte rahmet olmuyor,aksine onlara gazap getirmiş oluyor.Artı alemlere bütün yaratılış dersek hayvanlara ve mikroplara da yollanmış bir muhammed çıkar karşımıza.ALEM KELİMESİNİN BÜTÜN MAHLUKLAR ANLAMINDA KULLANILMASI ARAP OLMAYAN BİLGİNLERİN BİR YORUMUNDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR DURUMDUR.Arapçadan kaynaklanan bir durum değildir;
”ŞERH-İ AKAİD adlı kitabın başında şöyle deniliyor;Bütün varlıklar(mahluklar)Allahın varlığına ALAMET olduğu için,onun varlığını gösterdiği için malukatların hepsine ALEM denilmeye başlanmıştır(muhammed den çok sonra,kuran dan çok sonra böyle denilmeye başlanmıştır).Daha sonra da varlıkların ayrı ayrı olan cinslerinin her birine ALEM denilmeye başlanmıştır.Örneğin İnsanlar Alemi,Melekler Alemi,hayvanlar Alemi,Cansızlar Alemi.v.b.Hatta bazı düşünürler her varlık ve her cisim ayrı bir alemdir demeye bile başlamışlardır.=Yani ALAMETLER anlamına gelen ALEM KELİMESİ Kuran da bilen kimseler anlamına gelen ALEMU kelimesiyle birbirine karıştırılmıştır.Bu gün Kuran çevirilerindeki ALEM kelimesinin Türkçe çevirisiyle verildiği,bilen olarak çevrildiği,ama ENBİYA 107 deki ALEM kelimesinin neden Türkçeye çevrilmeden olduğu gibi bırakıldığı anlaşılmıştır heralde.Karışıklığın devam etmesini ve alem kelimesinden bilen yerine mahluklar(alametler) anlamı çıkarılmasının devam etmesini istiyorlar.Başka ayetlerde Türkçeye çevirdikleri ALEM kelimesini ENBİYA 107 DE neden Türkçeye çevirmeden veriyorlar?Beni ilk şüphelendiren bu garip durum olmuştu.
Yani ALEM kelimesinin MAHLUKLAR anlamında kullanılması kelamcıların ve bazı tefsircilerin yorumlarıyla ortaya çıkmış bir durumdur.Ne Arapça da böyle bir durum var ne de Kuran da.Kuran ın yazılışından çok sonra ortaya çıkmış olan bir yorumlama tarzıdır hepsi bu.
BKNZ:ŞERH-İ MEVAKIF-ŞERİF ALİ CÜRCANİ(ŞİRAZLI İSLAM BİLGİNİ)
****
Konuya yakından bakarsak alem/alim kelimesinin bilen anlamının dışında kullanılmasının çok arızalı ve yersiz olacağını görmek zor olmayacaktır:
Her şeyden önce tefsirin babası denilen İbni Abbas,alem kelimesinin Kuranda; şuurlu,bilen,anlayan gibi anlamların dışında kullanılmadığını söyler.Bunun dışında bir anlam vermenin arıza yaratacağını söyler.Bu söz doğrudur ve Kuranla sağlaması yapılabiliyor.(her kim söylemişse doğru söylemiş)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
Artı bir yerde bilen anlamına gelen bir kelime başka yerde çok alakasız bir şekilde bütün mahluklar anlamına gelemez.Yani alim kelimesi aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemediği gibi alem(bilen) kelimeside aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemez.Bunu bir kitap içinde yapmak çok tuhaf ve abes olurdu zaten.
Yusuf 77 de ve pek çok yerde bilmek,bilen,öğrenen anlamına gelen bir kelime aniden şuursuz varlıklarıda içine alan zıt anlamlı bir kelimeye dönüşemez.Bir kitap içinde bunu yapmak,o kadar kısa sürede bu ani dönüşümü yapmak imkansızdır.
Zaten Kuranda böyle bir ani dönüşüme uğratmıyor alem(bilen) kelimesini.
Alem demek bütün mahluklar demekse o zaman pek çok arıza çıkar ortaya
1-Seni alemlere rahmet olarak gönderdik(ENBİYA 107 KURAN)
Alem bütün mahluksa Kuran bütün mahluklara nasıl rahmet oluyorki?Örneğin Ebu Leheb için,Ebu Cehil için,inanmayanlar için rahmet olmadığı kesindir.
2-Kuran alemler ibret alsın diyor.Eğer alem kelimesi bütün mahluklar demekse,şuursuz mahluklar nasıl ibret alabileceklerki?
Onu ve gemidekileri kurtardık ve gemiyi, âlemlere ibret yaptık.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şimdi şuursuz varlıklar nasıl ibret alabileceklerki gemiden?Oysa alem kelimesine bilen anlamı verirseniz ayet ancak o zaman anlamlı olur.
Gemi bilenlere/alemlere ibrettir.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şuursuz mahluklar ibret alamayacağına göre alem kelimesini bütün mahluklar anlamında kullanamazsınız.
Bu kelime Kuranda 3 versiyonla kullanılır sadece;ALLAHIN BİLMESİ(ALLAHU ALEMU),MELEKLERİN BİLMESİ ve İNSANIN BİLMESİ.
Savaş(katletmek), hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir(ya alemu), siz bilmezsiniz(la ta alemu)(BAKARA 216 KURAN)
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
…Allah da meleklere, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim(innî a’lemu)” demişti(BAKARA 30 KURAN)
Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti(ALLEME)…(BAKARA 31 KURAN)
Şuursuz varlıklar alleme(öğrenen) olamaz değilmi?Şuursuz varlıklar alem(bilen) olamaz değilmi?Görüldüğü gibi Kuran bu kelimeyi şuursuzlarda olmayan bir özellik şeklinde kullanıyor.Şuurlulara özel bir eylem olarak bu kelimeyi kullanıyor.
Alem kelimesinin Kurandaki anlamından kayıp folklorik alanda çok farklı anlam sapmalarına uğrayarak kullanılması,Kurandaki anlamını değiştirmiyor.Bu çok açık.Ama bazı mollaların dediği gibi avam(halk yığını) bunları bilmez.Derinlemesine araştırmaz ve sorgulamaz.
***************
Burada açık bir meydan okuyuş vardır,alem demek bilen demek değilse o zaman ayetlerde geçen alem kelimesine bilen anlamı vermemeliler.Neden ayetlerdeki alem kelimesini bilen olarak çeviriyorlar?
Her şey çok açık bir şekilde ortada;
Herkesin görebileceği gibi,alem kelimesinin bilen olduğunu tercümanlar ve alimcikler çok iyi biliyorlar.Çünkü aşağıdaki ayetleri çevirirken ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler.Alem kelimesi bilen anlamına gelmiyorsa;neden aşağıdaki ayetlerde geçen ALEM kelimesine BİLEN anlamı veriyorlar?Neden başka bir anlam vermiyorlar?
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir(NİSA 45 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir-(NİSA 25 KURAN)
فَاعْلَمُو(FE ALEMU)-biliriz(MAİDE 34 KURAN)
فَاعْلَمْ(FE ALEM)-bilki(MAİDE 49 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(VE ALLAHU ALEMU)-allah iyi bilir-(MAİDE 61 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmemekteyim-ENAM 50 KURAN
Bütün bu ayetlerdeki alem kelimesini bilmek ve bilen olarak çevirmiş tercümanlar.Demekki alem kelimesinin Kuranda alim ile aynı anlamda kullanıldığını,bilen anlamında kullanıldığını gayet iyi çözmüşler.
EK NOT:alem kelimesinin bilen olmadığını ve varolan her şey olduğunu dile getiren itiraz ve bunu desteklediği iddia edilen ayet:
Firavun rab nedir dedi alemlere/bilenlere(ŞUARA 23-KURAN)
Musa dediki,o gökler yer ve ikisi ikisi arasında olan şeylerin efendisidir(ŞUARA 24 KURAN)
Burada şuara 23.ayetteki alem kelimesine bakarak,şuara 24.ayetteki gökler ve yer arasındaki her şey ifadesini alem kelimesinin tarifi ve açılımı olarak görüyorlar.
Oysa bu bir aldanıştır.Çünkü Musa alem kelimesinin değil rab kelimesinin açılımını ve açıklamasını yapıyor şuara 24.ayette.24.ayette rabbin her şeye egemen olan anlamına geldiği söyleniyor.Alemin değil rabbin tanımı ve nufus alanı veriliyor 24.ayette.Rab vemaya(her şeye) egemen olandır diyen ayetten,vema(herşey) alemdir sonucu çıkmaz.(her şey anlamına gelen kelime alem değil vema kelimesidir.Yada kulli şeyin kelimesidir)
Zaten 24.ayette alem kelimesinin olmayışı ama dediki RAB(قَالَ رَبُّ) kelimesiyle ayetin başlaması bunu açıkça ortaya koyuyor.Eğer alem kelimesine bu anlayışla gökler yer ve ikisi arasında olan her şey anlamını verirsek;o zaman çok saçma bir durum ortaya çıkar.Çünkü o zaman Muhammedi alemlere gönderdik diyen ayet(ENBİYA 107) çok tuhaf bir anlama gelecektir.Muhammedi alemlere yolladık dediğinde,Muhammedi,ağaçlara,taşlara,fosillere,meteorlara ve yıldızlara yolladık gibi saçma bir anlam çıkar ortaya.Oysa İbni Abbbas’ın dediği gibi peygamberler uyarı amacıyla gönderildiği için,sadece kendisini anlayan şuurlu varlıklara gönderilirler.Şuursuzlara değil.Yani aleme şuurlu ve bilinçli olan anlamını vermek kaçınılmaz olacaktır.Şuursuzlar anlamı verilemez.
Şuara 23 ve Şuara 24 ayetini alem kelimesine var olan her şey anlamı vererek okuduğumuzda oldukça saçma bir sonuç ortaya çıkacaktır:
Firavun dediki var olan her şeyin(alemlerin) rabbi nedir?(Şuara 23 KURAN)
Ve Musa dediki;o gökler ve yer arasındaki her şeyin rabbidir(Şuara 24 KURAN)
Yani her şeyin rabbi nedir sorusuna;o her şeyin rabbidir gibi saçma bir cevap vermiş olur.Yani soruyu aynen tekrarlamış olur.Cevap vermemiş olur.Yani Musa;o her şeyin rabbidir sözü,o her şeyin rabbidir anlamına gelmektedir gibi tuhaf ve anlamsız bir cevap vermiş olur.
”’Gerçi burada dilbilimsel bir tuhaflık vardır.Musa ve Firavun arasında gerçektende böyle bir konuşmanın geçtiğini varsaysak bile;aralarında Arapça konuşmaları imkansızdır.Çünkü Firavun da Musa da Kopti dilini(Kıptice) konuşuyorlardı.Ve Kıpticede alem(alim) kelimesi yoktur.Musa döneminde Arapça henüz yoktu.Onun için Musa’nın alem(alim) kelimesini kullanmasına imkan yok.Onun için Musa Firavunla bu tarz bir konuşma yapmış olsaydı,alem(alim) kelimesi yerine Kıpticedeki bilgin(bilen) anlamına gelen bir kelimeyi kullanmış olurdu”’
Oysa şuara 23.ayette kastedilen alemler yani bilenler Musa ve Harundur.İlerki ayetlerde bunun açıklaması vardır zaten;
Dediler iman ettik,alemlerin/bilenlerin rabbine(ŞUARA 47-KURAN)
Musa ve harunun rabbidir(ŞUARA 48-KURAN)
Yani bilenlerin(alemlerin) rabbi derken,Musa’nın ve Harun’un rabbini kast ediyorlar.Alemler/bilenler derkende Musa ve Harun’u kastetmiş oluyorlar böylece.
Alem kelimesine var olan her şey dersek o zaman Kuranda geçen LA ALEMU(لَا أَعْلَمُ) yani ALEM OLMAYAN kelimesine ne anlam vereceğiz ki?
Bilen anlamı verdiğimizde la alemu yani alem olmayan kelimesi o zaman bilmiyorum anlamına gelecektir.Ama var olan her şey alemdir dersek o zaman BEN ALEM DEĞİLİM diyen ayetleri nasıl anlamlandırabilirizki?
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmemekteyim-(ENAM 50 KURAN)
(تَعْلَمُونَ)=la ta alemun-alem değilseniz-bilmemekteyseniz(ENBİYA 7-KURAN)
Bu kelime ilim kelimesiyle hemen hemen aynıdır ve ilim kökünden gelir.Bilir kişi olma,öğrenme kabiliyetine sahip olmanın ötesinde bir anlamı yoktur.ALİM,İLİM,ALEM kelimeleri aslında aynı kelimelerdir.Birbirinin yerine kullanılırlar.
(عِلْمٍ)ilmin=necm 28
(الْعِلْمِ)el-ilim=necm 30
(أَعْلَمُ)alemu=necm 32
(عِلْمُ)ilmul=necm 35
Sebe suresi 28.ayeti anlamından saptıranlar
Kuranın bütün kavimlere ve bütün dillere gelmediğini anlayan müslüman
mollalar bunu örtbas etmek için çeşitli hilelere baş
vurmaktadırlar.Bunlardan biride SEBE SURESİ 28 NOLU AYETTE geçen
kâffeten kelimesine bilerek yanlış anlam vermeleridir.
Önce kısaca Kuran’ın tek kavim için olduğunu görelim.Sonrada kâffeten kelimesini nasıl hileli kullandıklarına bakalım.
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
kitâbun=kitap
fussilet=açıklandı
âyâtu-hu=ayetleri
kur’ânen=Kur’ân
arabiyyen=arapça
li=için
kavmen=tek kavim,bir kavim
ya’lemûne=bilir olmak,bilecek olmak
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Görüldüğü gibi ayet bütün kavimler içindir dememiş.Bütün diller içindir dememiş.
Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor.
O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır.
Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir.
Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır.
Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır:
(Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Gönderilen mesajın ve peygamberin diliyle sorumlu tutulacak kavmin dilinin farklı olmaması gerektiğini,aynı olması gerektiğini söyleyen ayetlerde vardır Kuran da:
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavmine sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir.
Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin,sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet.
Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor.
Peki bunun aksi olursa ne olur?O zaman yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı doğuyor Kurana göre.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır.
Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.Kuranın mantığına göre bu böyle olmalıdır.
###############################################
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve mâ erselnâ-ke=seni gönderişimiz,göndermiş olmadık
İlla=den başka,bunun dışında
kâffeten=bütünü,toplamı,hepsi bundan ibaret
li en nasi=insanlar için
beşîren=müjdeci
ve nezîren=uyarıcı
ve lâkinne=ancak
eksere=pek çoğu,ekseriyeti
en nâsi=insanların
la ya’lemune=bilmemektedirler
Seni gönderme amacımızın tümü(kaffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Burada bir hile yapıyorlar ve kaffeten(tümü,hepsi) kelimesini getirip insanlar kelimesine monte ediyorlar.Böylece ayeti SENİ BÜTÜN İNSANLARA GÖNDERDİK şeklinde çeviriyorlar.Bu tutarsız ve hileli bir çeviridir.
Bu ayeti Türkçe bilen bir Arap arkadaşımla hem Türkçe olarak hemde Arapça olarak detaylıca konuştum.Asıl konuyu kendisine anlatmadan sadece bu ayetten ne anladığını sordum kendisine.Onun verdiği cevap bu ayetin MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİNİN ELÇİLİK,UYARICILIK YAPMAKTAN İBARET OLDUĞU şeklindeydi.Baktım ayetteki KAFFATEN(bütün) kelimesini BÜTÜN İNSANLAR şeklinde almıyordu Arap arkadaş.Arkadaşım olan bu Arap ayetteki KAFFETEN(bütün) kelimesini MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİ,BÜTÜN GÖNDERİLİŞ AMACI şeklinde alıyordu.Yani ayetteki KAFFETEN kelimesini Muhammed’in gönderiliş amacıyla birleştiriyordu ve öğle anlıyordu.Muhammed’in Bütün(kaffeten) gönderiliş amacı,bütün(kaffeten) görevi şeklinde alıyordu bunu.Neden kaffeten kelimesini ayetteki Lİ EN NASİ(İNSANLAR İÇİN,İNSANLARA) sözüyle birleştirmediğini sordum.Çünkü malum bizim tercümanlar kaffeten kelimesini insanlar kelimesiyle birleştiriyorlardı.
Bana kasıtlı hareket etmeyen hiç bir Arabın bunu böyle anlamayacağını,bu ayetteki kaffeten kelimesinden bütün insanlar anlamını asla çıkarmayacağını,kaffeten(bütün) kelimesi ile li en nasi(insanlar) kelimelerini birleştirmeyeceğini söyledi.Sebebini sorunca aşağıdaki açıklamaları yaptı:
1-AYET İTİRAZ CÜMLESİDİR:
Ayet itiraz cümlesidir.Ayetteki İLLA(BAŞKA DEĞİL,BUNUN DIŞINDA DEĞİL) kelimesi itirazdır ve ayetin itiraz amaçlı olduğunu gösterir.Uyarıcı olmanın dışındaki gönderilme amaçlarına itiraz ediyor.Onun için bütün gönderiliş amacı(kıffaten) uyarıcı olmasından ibarettir diyor.Yoksa bütün insanlara gelmedi iddiasına cevap vermiyorki kıffaten diyerek bütün insanları kast etmiş olsun dedi.Ve ayeti Rad Suresinin 7 nolu ayetiyle karşılaştırırsam durumu daha iyi anlayacağımı söyledi.
Seni gönderme amacımızın tümü(kıffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Senden mucize istiyorlar.SEN SADECE BİR UYARICISIN.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcısı(hidayetcisi) vardır(Rad 7-KURAN)
Ve şunu ekledi;vurgulanan hangi insan zümresine gönderildiği değil gönderiliş amacının neyle sınırlı olduğudur.Vurgu en büyük tefsirdir bazen.
Oysa bizim tercümanlar bu ayeti sanki TEK KAVİM İÇİN GELMEDİM itirazında bulunmuş gibi algılıyorlar ve öğle tercüme ediyorlar.Çünkü tek kavme özel olduğunu bilinçaltında anlamışlar ve bilinç altları bunu örtbas etmeleri gerektiğinin farkında.
Halbuki ayet gönderiş sebebimiz başka bir şey için değildir cümlesiyle başlıyor.Yani ayetin itirazı gönderiliş amacının kapsamıyla ilgilidir.
Hangi insan zümresine gönderildiği konusunu açıklayan ayetler başka kısımlarda geçemektedir halbuki.Buda Arap dilini konuşan Arap Kavmiyle sınırlandırılmış bir zümredir.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yine bütün kavimleri uyarman için gönderdik demeyi unutmuş galiba.
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN)
Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum.
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman
2-BÜTÜN İNSANLAR ANLAMI VEREBİLMEK İÇİN ”Lİ KAFFATEN NASU” DEMESİ GEREKİRDİ:
Ayette Lİ(İÇİN) sözü kaffetenden önce gelseydi o zaman bütün insanlar demiş olurdu.O zaman kaffeten(bütün) sözü insanlar(nasi) sözüyle birleştirilmiş olurdu.Ama ayette kaffeten kelimesindde önce değil sonra Lİ(için) sözü kullanılmış.Yani kaffeten ile nasi kelimesini birleştirmek yerine ayrıştırmış oluyor ayet.
3-AYET BÜTÜN İNSANLARIN HEPSİ DEMEK İSTESE ”KULLİ EN NASİ” YA DA ”EN NASE CEMİAN” DERDİ:
Bir insanı öldüren bütün insanların hepsini öldürmüş gibi olur.(Maide 32-KURAN)
katele en nâse: insanları öldürdü
cemîan:bütün hepsini
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
4-ZATEN BÜTÜN İNSANLARA UYARICI OL DİYE GÖNDERİLEMEZDİ:
Zaten bütün insanlara uyarıcı olamazdı.Bütün insanlara ulaşamadığı gibi bütün insan dillerinide bilmiyordu.Bir ingilize,bir Eskimoya,bir Moğola nasıl uyarıcı olabilecekti ki?
Onların haklı olduğunu,Muhammed’in bütün kavimlerin bütün insanlarını uyarmaya gönderildiğini farz edelim.O zaman Dünyadaki bütün kavimlerin konuştuğu bütün dilleri bilen,bütün dünyadaki kavimleri tek tek gezip uyaran bir Muhammed karşımıza çıkmış olur.
Her Peygamber başka kavimlerin diliyle değil sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine gönderildiğine göre(İbrahim 4 KURAN),bütün kavimlere yollanması için bütün kavimlerin dillerine vakıf olması gerekirdi.
Gidip uyardığı yabancı kavimlere ne diyecekti?
Çinlilere gittiğini farz edelim ve onalara aşağıdaki ayetleri okuduğunu farz edelim;
Ey Çinliler,eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Ey Çinliler,Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsiniz(ZUMER 28 KURAN)
Ey Çinliler,SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Eğer ayet onların anladığı gibi olsaydı işte ortaya böyle bir saçmalık çıkmış olurdu.
Artı o zaman bazı ayetlerde şimdiki gibi olmazlardı:
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Onlar haklı olsaydılar o zaman bu ayet;o bütün kavimler için bir zikirdir derdi,bütün kavimler ondan sorumludur derdi.
#################################################
Aslında Kuran BÜTÜN İNSANLAR derken bile BİR KAVMİN BÜTÜN İNSANLARInı kasteder.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN) Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı? Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni her insanın başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır. Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor. Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.
Önce kısaca Kuran’ın tek kavim için olduğunu görelim.Sonrada kâffeten kelimesini nasıl hileli kullandıklarına bakalım.
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
kitâbun=kitap
fussilet=açıklandı
âyâtu-hu=ayetleri
kur’ânen=Kur’ân
arabiyyen=arapça
li=için
kavmen=tek kavim,bir kavim
ya’lemûne=bilir olmak,bilecek olmak
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Görüldüğü gibi ayet bütün kavimler içindir dememiş.Bütün diller içindir dememiş.
Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor.
O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır.
Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir.
Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır.
Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır:
(Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Gönderilen mesajın ve peygamberin diliyle sorumlu tutulacak kavmin dilinin farklı olmaması gerektiğini,aynı olması gerektiğini söyleyen ayetlerde vardır Kuran da:
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavmine sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir.
Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin,sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet.
Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor.
Peki bunun aksi olursa ne olur?O zaman yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı doğuyor Kurana göre.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır.
Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.Kuranın mantığına göre bu böyle olmalıdır.
###############################################
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve mâ erselnâ-ke=seni gönderişimiz,göndermiş olmadık
İlla=den başka,bunun dışında
kâffeten=bütünü,toplamı,hepsi bundan ibaret
li en nasi=insanlar için
beşîren=müjdeci
ve nezîren=uyarıcı
ve lâkinne=ancak
eksere=pek çoğu,ekseriyeti
en nâsi=insanların
la ya’lemune=bilmemektedirler
Seni gönderme amacımızın tümü(kaffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Burada bir hile yapıyorlar ve kaffeten(tümü,hepsi) kelimesini getirip insanlar kelimesine monte ediyorlar.Böylece ayeti SENİ BÜTÜN İNSANLARA GÖNDERDİK şeklinde çeviriyorlar.Bu tutarsız ve hileli bir çeviridir.
Bu ayeti Türkçe bilen bir Arap arkadaşımla hem Türkçe olarak hemde Arapça olarak detaylıca konuştum.Asıl konuyu kendisine anlatmadan sadece bu ayetten ne anladığını sordum kendisine.Onun verdiği cevap bu ayetin MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİNİN ELÇİLİK,UYARICILIK YAPMAKTAN İBARET OLDUĞU şeklindeydi.Baktım ayetteki KAFFATEN(bütün) kelimesini BÜTÜN İNSANLAR şeklinde almıyordu Arap arkadaş.Arkadaşım olan bu Arap ayetteki KAFFETEN(bütün) kelimesini MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİ,BÜTÜN GÖNDERİLİŞ AMACI şeklinde alıyordu.Yani ayetteki KAFFETEN kelimesini Muhammed’in gönderiliş amacıyla birleştiriyordu ve öğle anlıyordu.Muhammed’in Bütün(kaffeten) gönderiliş amacı,bütün(kaffeten) görevi şeklinde alıyordu bunu.Neden kaffeten kelimesini ayetteki Lİ EN NASİ(İNSANLAR İÇİN,İNSANLARA) sözüyle birleştirmediğini sordum.Çünkü malum bizim tercümanlar kaffeten kelimesini insanlar kelimesiyle birleştiriyorlardı.
Bana kasıtlı hareket etmeyen hiç bir Arabın bunu böyle anlamayacağını,bu ayetteki kaffeten kelimesinden bütün insanlar anlamını asla çıkarmayacağını,kaffeten(bütün) kelimesi ile li en nasi(insanlar) kelimelerini birleştirmeyeceğini söyledi.Sebebini sorunca aşağıdaki açıklamaları yaptı:
1-AYET İTİRAZ CÜMLESİDİR:
Ayet itiraz cümlesidir.Ayetteki İLLA(BAŞKA DEĞİL,BUNUN DIŞINDA DEĞİL) kelimesi itirazdır ve ayetin itiraz amaçlı olduğunu gösterir.Uyarıcı olmanın dışındaki gönderilme amaçlarına itiraz ediyor.Onun için bütün gönderiliş amacı(kıffaten) uyarıcı olmasından ibarettir diyor.Yoksa bütün insanlara gelmedi iddiasına cevap vermiyorki kıffaten diyerek bütün insanları kast etmiş olsun dedi.Ve ayeti Rad Suresinin 7 nolu ayetiyle karşılaştırırsam durumu daha iyi anlayacağımı söyledi.
Seni gönderme amacımızın tümü(kıffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Senden mucize istiyorlar.SEN SADECE BİR UYARICISIN.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcısı(hidayetcisi) vardır(Rad 7-KURAN)
Ve şunu ekledi;vurgulanan hangi insan zümresine gönderildiği değil gönderiliş amacının neyle sınırlı olduğudur.Vurgu en büyük tefsirdir bazen.
Oysa bizim tercümanlar bu ayeti sanki TEK KAVİM İÇİN GELMEDİM itirazında bulunmuş gibi algılıyorlar ve öğle tercüme ediyorlar.Çünkü tek kavme özel olduğunu bilinçaltında anlamışlar ve bilinç altları bunu örtbas etmeleri gerektiğinin farkında.
Halbuki ayet gönderiş sebebimiz başka bir şey için değildir cümlesiyle başlıyor.Yani ayetin itirazı gönderiliş amacının kapsamıyla ilgilidir.
Hangi insan zümresine gönderildiği konusunu açıklayan ayetler başka kısımlarda geçemektedir halbuki.Buda Arap dilini konuşan Arap Kavmiyle sınırlandırılmış bir zümredir.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yine bütün kavimleri uyarman için gönderdik demeyi unutmuş galiba.
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN)
Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum.
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman
2-BÜTÜN İNSANLAR ANLAMI VEREBİLMEK İÇİN ”Lİ KAFFATEN NASU” DEMESİ GEREKİRDİ:
Ayette Lİ(İÇİN) sözü kaffetenden önce gelseydi o zaman bütün insanlar demiş olurdu.O zaman kaffeten(bütün) sözü insanlar(nasi) sözüyle birleştirilmiş olurdu.Ama ayette kaffeten kelimesindde önce değil sonra Lİ(için) sözü kullanılmış.Yani kaffeten ile nasi kelimesini birleştirmek yerine ayrıştırmış oluyor ayet.
3-AYET BÜTÜN İNSANLARIN HEPSİ DEMEK İSTESE ”KULLİ EN NASİ” YA DA ”EN NASE CEMİAN” DERDİ:
Bir insanı öldüren bütün insanların hepsini öldürmüş gibi olur.(Maide 32-KURAN)
katele en nâse: insanları öldürdü
cemîan:bütün hepsini
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
4-ZATEN BÜTÜN İNSANLARA UYARICI OL DİYE GÖNDERİLEMEZDİ:
Zaten bütün insanlara uyarıcı olamazdı.Bütün insanlara ulaşamadığı gibi bütün insan dillerinide bilmiyordu.Bir ingilize,bir Eskimoya,bir Moğola nasıl uyarıcı olabilecekti ki?
Onların haklı olduğunu,Muhammed’in bütün kavimlerin bütün insanlarını uyarmaya gönderildiğini farz edelim.O zaman Dünyadaki bütün kavimlerin konuştuğu bütün dilleri bilen,bütün dünyadaki kavimleri tek tek gezip uyaran bir Muhammed karşımıza çıkmış olur.
Her Peygamber başka kavimlerin diliyle değil sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine gönderildiğine göre(İbrahim 4 KURAN),bütün kavimlere yollanması için bütün kavimlerin dillerine vakıf olması gerekirdi.
Gidip uyardığı yabancı kavimlere ne diyecekti?
Çinlilere gittiğini farz edelim ve onalara aşağıdaki ayetleri okuduğunu farz edelim;
Ey Çinliler,eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Ey Çinliler,Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsiniz(ZUMER 28 KURAN)
Ey Çinliler,SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Eğer ayet onların anladığı gibi olsaydı işte ortaya böyle bir saçmalık çıkmış olurdu.
Artı o zaman bazı ayetlerde şimdiki gibi olmazlardı:
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Onlar haklı olsaydılar o zaman bu ayet;o bütün kavimler için bir zikirdir derdi,bütün kavimler ondan sorumludur derdi.
#################################################
Aslında Kuran BÜTÜN İNSANLAR derken bile BİR KAVMİN BÜTÜN İNSANLARInı kasteder.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN) Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı? Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni her insanın başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır. Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor. Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)