araplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2016 Cuma

Kıbleye yönelmek sadece düz bir dünyada mümkün olur

Arabistandaki bazı Selefi alimler dünya düzdür demektedirler.Zira dünya yuvarlak olsaydı kıble geçersiz olurdu demektedirler.Galiba haklılar.Yuvarlak bir dünyada yüzünü kabeye değil uzay boşluğuna çevirmiş olursun.Newyork'ta yaşayan biri ne yana dönerse dönsün Kabe'ye değil uzay boşluğuna yüzünü dönmüş olacaktır.Ne yana dönerse dönsün Kabeyi teyet geçmiş olacaktır.Onun için dünya yuvarlaktır demeyi kafirlik sayan Selefi alimler bile vardır.Ve Kuran dünyanın neresinde olursanız olun yüzünüzü Kabe'ye çevirin dediğine göre;demekki dünya düzdür demektedirler.Gerçektende Kuran dünyanın her neresinde olursanız olun yüzünüzü Kabe'ye çevirin demektedir.Dünyanın her yerinden yüzünü kabeye döndürebilmenin mümkün olduğunu sanmaktadır.Yani dünyanın düz olduğunu sanmaktadır.
Gerçekten de yüzünü göğe çevirip arandığını görmekteyiz. Seni, razı olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Hadi, yüzünü Mescid-i Harâm'a çevir. Sizler de her nerede bulunursanız bulunun, yüzlerinizi o tarafa döndürün...(Bakara 144-Kuran)
http://www.kuranmeali.org/2/bakara_suresi/144.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Yuvarlak bir dünyada kıble mümkünmüdür sorusu üzerinde durulmaya değer bir sorudur.Yuvarlak bir dünyada her yerden yüzünü kabeye çevirebilmek mümkünmüdür?Selefi alimler bunun mümkün olmadığına karar verdiler ve o halde dünya yuvarlak olmamalıdır sonucuna vardılar.Üzerinde düşünmeye değer bir konu. :)

14 Nisan 2016 Perşembe

Bilen Kavim Saçmalığı-Tercüme Hilesi

Muhammed'in sadece tek dile ve tek kavme geldiği yazılıdır Kuran da.O sadece Arap kavmi için gelmiştir yazıyor Kuranda.Bunu anladıkları için ve bunu örtbas etmek için bilerek tercüme hilesi yapıyorlar.Kendi kitaplarının anlamını bilerek tahrif ediyorlar.Ama bunun sonucunda çok komik ve çok tutarsız bir duruma düşüyorlar.
Fusiilet Suresinin 3. ayetini bilen kavim diye çeviriyorlar.Yada bilen topluluk diye çeviriyorlar.Çünkü ayette Lİ KAVMİN(لِّقَوْمٍ) kelimesi geçer.Buda tek kavim içindir anlamına gelir.Üstelik bu tek kavim içindir sözü Arapçadır sözüyle birleştirilmiştir.BU KURAN TEK KAVİM İÇİN ARAPÇADIR,BİLSİNLER DİYE(FUSSİLET 3-KURAN)
Ayette Kuran bütün diller içindir dememiş,bütün kavimler içindir dememiş.Bir kavim için Arapçadır demiş.Yani Arap kavmi için Arapçadır dediğini,etnik gönderme yapan bir ayet olduğunu iyi anlamışlar.Ve burada TEK KAVİM İÇİNDİR(لِّقَوْمٍ) sözünü örtbas etmek için Arap olmayan tercümanlar yeni bir kelime uydurmuşlardır:BİLEN KAVİM.
Ve ayeti şöyle çevirmişler:BU KURAN BİLEN BİR KAVİM İÇİNDİR.Ya da BİLEN BİR TOPLULUK İÇİNDİR.
1- Hiç bir Arap bunu bu şekilde okumaz ve bu şekilde anlamaz.
Araplarda ve Arapçada bilen kavim diye bir kavram yok.Arap kavmi var,İsrail kavmi var.Nuh kavmi var,Ad kavmi var.
(Ayette geçen Bilmek kelimesi kavmin sıfatı değildir,bilmek eylemdir,fiildir.Kavmin ilerde yapacağı bir eylemdir.Gelecek zamanda yapacakları bir eylemi ifade eder.Öğrenme eğleminin,bilme eyleminin gerçekleştirileceği bir süreçtir.Bilen kavim diye bir kavim türü yoktur.)
2-Fussilet 3 bilen bir kavim değil bilmeyen bir kavimden bahsediyor.Bilen kavmi değil bilmeyen kavmi bilgilendirmekten söz ediyor.Hatta bilgiden uzak ümmi-bedevi bir kavim olduklarından bahsediyor Kuran.(Kuran ortaya çıktığında Arap alfabesi bile yoktu.Nebati harfleri kullanılıyordu.Yada İbrani harfleri.Tarihsel olarakta cahil bir kavim oldukları,bilgisiz oldukları açıktır.)
Kavim zaten bilen bir kavimse,zaten bilgiliyse;o zaman neyini bilgilendireceksiniz?
''Bilgisiz kavimleri bilgilendirmek için kitaplar ve peygamberler yollanır''(İbni Abbas)
3-Diğer ayetler Fusilet suresindeki Kavmin bilgili değil bilgisiz kavim olduğu şeklindedir.Hatta diğer ayetler bu kavmin gaflet içinde bir kavim olduğunu söylüyorlar.Bu hilekar tercümanlar diğer ayetleri çevirirlerken;bu kavmin aslında bilen kavim değil bilgisiz bir kavim olduğu şeklinde çeviriyorlar.Çelişkiye düşmüş oluyorlar.Ümmilerden ve bedevilerden oluşan bilgisiz cahil bir kavim diyorlar.Ama Fussilet 3.ayeti çevirirken aynı kavim için bilen kavim diyorlar.Bilen kavimmi yoksa bilgisiz ümmi bir kavimmi karar veremiyorlar.
 Örneğin Meryem Suresi 97.ayeti çevirirlerken o kavmin bilge değil,bilgili değil;inatçı ve laf anlamaz bir kavim olduğunu söylüyorlar.
Kuranı senin lisanınla kolaylaştırdıkki onunla bir kavmi uyarabilesin.O kavim çok inatçı bir kavimdir(Meryem 97-Kuran)
Fussilet 3.ayette bilen kavim dedikleri bu kavme,daha sonraki ayetlerin çevirisinde bedevi kavim diyorlar.Bilgisiz ve ümmi kavim diyorlar.
Allah o ümmilere kendi içlerinden ümmi bir peygamber yolladı...(Cuma 2-Kuran)
Yani bilen değiller ümmi(bilgisiz,eğitimsiz) bir kavimler.Ve bir kısmıda hepten bedevi olan bir kavimdir bu kavim.
Ve bedevî Araplar’dan onlara izin verilmesi için özür beyan edenler ve Allah’a ve O’nun Resûl’üne yalan söyleyerek oturup, (geri) kalan kimseler geldiler....(Tevbe 90-Kuran)
Ve bedevî Araplar’dan Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ölmeden evvel ulaşma gününe) inananlar vardır...(Tevbe 99-Kuran)
Görüldüğü gibi BEDEVİ VE ÜMMİ BİR KAVİM.Bunun neresi bilen kavim? :roll:
Ve sonraki ayetlerde bilen kavim değil,cahil bilgisiz kavim olduğunu tercümanlarımız itiraf ediveriyorlar.
Seni ataları uyarılmamış olan,bu sebeple gaflet(cehalet) içinde olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,ders alabilecekleri kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)
"Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik" demeyesiniz diye;(enam 156-157)
Ve henüz ortada bilgili/bilen bir kavim olmadığına göre,bedevi ve ümmi olduklarına göre,bilme durumuna gelecekte ulaşacakları için, ayet aşağıdaki gibi tercüme edilmelidir:
Bu Kuran Arapça klındı,bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3-Kuran)
Ve burada önemli olan bir kavim içindir demesidir.Bütün kavimler içindir demiyor.
(Tabii Türkçe tercümelerde Lİ KAVMİN sözü yani bir kavim içindir sözü özenle saklanmaktadır.Oysa her Arap o ayetleri TEK KAVİM İÇİNDİR şeklinde okur ve ayetlerdeki Lİ KAVMİN sözünü açıkça görür.Hatta eski Araplar ve günümüzdeki bazı Araplar onlara AYETÜL KAVM derler.Yani kavim ayetleri.)
Kuran bir kavim içindir deyip bırakmıyor.O bir kavmin özelliklerinide sayıyor.İşte o tek kavim;
1-Arapça indirilmeseydi neden dilimizde indirilmedi diyecek olan bir kavim:
Eğer onu Arapça bir Kuran yapmasaydık neden dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan bir Kuran olurmu hiç derlerdi(Fussilet 44-Kuran)
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor.
2-Muhammed'den önce ataları uyarılmamış bir kavim;
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
(Ahhh,bütün kavileri uyarman için demeyi unutmuş olmalı) :lol:
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
3-Arapça olanı anlayan Arapça olmayanı anlamayan bir kavim:
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.Görüldüğü gibi Araplardan başkasının anlayıp anlamaması hiç umursanmıyor.Kuranın Arap olmayanlara değilde Araplara indiği çok açıktır.
Korunsunlar diye pürüzsüz Arapçadır,başka değil(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunması içinde pürüssüz Türkçe bir kitap inmelidir.Japonların korunması içinde pürüssüz Japonca bir kitap inmelidir.
Tek kavim dedikten sonra;o tek kavmin Arapça konuşan Arap Kavmi olduğunu,öteki kavimler olmadığını ayetler böyle apaçık ortaya koyuyorlar.
Zaten Kuran derki:her kavim sadece kendi dilini konuşan bir peygamberle sınanmalıdır,her kavim sadece kendi dilinde inen mesajdan sorumlu tutulmalıdır.Hiç bir kavme kendi dilinde olmayan bir peygamber yollanmamalıdır Kuran'a göre.Peygamber ve sorumlu tutulacak kavim farklı dilden olmamalı,aynı dilden olmalıdır.Peygamber kavim dışı olmamalı,o kavimden olmalı.
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle sesleniriz.O kavimden olan bir peygamberle sesleniriz.Böylece onlara anlatabilir(İbrahim 4-Kuran)
Böyle bir Tanrı Japonlarada Japon kavminin kendi diliyle selenmek isteyecektir.Japonlara Japon bir peygamberle seslenmek isteyecektir.Bu ayet çift anlamlıdır;onun için aşağıdaki gibi çevirmekte mümkündür.
Biz peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin(İbrahim 4-Kuran)
Bu ayetten her peygamberin sadece kendi dilini anlayan kendi kavmi için peygamber olabildiğini,dilini anlamayan yabancı kavimler için peygamber olamayacağını açıkça anlıyoruz?

3 Nisan 2016 Pazar

Kavmin Peygamberi-Peygamberin Kavmi

Semaları ve gökleri yaratması gibi,sizin renklerinizin ve dillerinizin farklı olmasıda Allahın ayetlerindendir(RUM 22 KURAN)
Kuran hem geçmiş peygamberleri hemde Muhammedi sadece tek kavmin peygamberi olarak sunar.Yani Musa sadece İsrail kavminin,Hud sadece AD kavminin Muhammed de sadece Arap kavminin peygamberidir.
Kuran peygamberlik olayını dil kavim ayrışmasına bağımlı görmektedir ve Muhammed bunun istisnası değildir.
İbrahim suresi 4 nolu ayette,HER PEYGAMBERİN SADECE KENDİ DİLİNİ ANLAYABİLEN KENDİ KAVMİNE YOLLANDIĞI şeklinde bir anlam vardır.
http://www.kuranmeali.org/14/ibrahim_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Yani hiç bir peygamber kendi dilini bilmeyenlere gönderilmiyor.Böylece her peygamber sadece kendi dilini anlayan kendi kavminin peygamberi olabiliyor.Yani peygamberin diliyle sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalıdır.Farklı olmamalıdır.
Bu sebeple Rad suresi 7 nolu bütün kavimlerin her birinin ayrı bir peygamberi olmalıdır diyor.
Ona bir mucize indirilseydiya derler.Sen sadece uyarıcılardan birisin ve bütün kavimlerin her biri için ayrı bir peygamber vardır(RAD 7 KURAN)
...deki ben sadece bir uyarıcıyım,bir kavim için,inansınlar(ARAF 188 KURAN)
Bunun örneklerine bakarsak konu daha iyi anlaşılır;
Ve andolsun ki; Nuh'u kendi kavmine(kavmihi-قَوْمِهِ) gönderdik.Muhakkak ki ben, sizin için ifadesi açık ve kesin bir uyarıcıyım dedi(HUD 25 KURAN)
Ad kavmi inkar etti.Hud un kavmi Ad uzak kaldı rabbinden(HUD 60 KURAN)
Ve Ad kavmine kardeşleri Hud dediki,ey kavmim(ya kavmi-يَا قَوْمِ)-HUD 50 KURAN
ve Salih Semud kavmine dediki ey kavmim(HUD 61 KURAN)
Medyene gönderdiğimiz,Şuayb dediki ey kavmim(ya kavmi-يَا قَوْمِ)-ARAF 85 KURAN
Onlara şu haberini oku:hani Nuh kendi Kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim!(ya kavmi-يَا قَوْمِ )-YUNUS 71 KURAN
Sonra onun ardından peygamberler gönderdik,her birini kendi kavmine(ilâ kavmi him-إِلَىٰ قَوْمِهِمْ)...(YUNUS 74 KURAN)
Muhammed de bunun istisnası değildir.
Muhammed'de sadece tek kavme ve tek dile özeldir.
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)
"Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik" demeyesiniz diye;(enam 156-157)
Ve peygamber şöyle diyecek;ey rabbim kavmim bu Kuranı terk etti(FURKAN 30 KURAN)
Diğer kavimlere hiç değinmiyor,görüldüğü gibi.Diğer kavimler tamamen peygamberin kapsam alanı dışında.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Görüldüğü gibi;bütün kavimler ondan sorumludur demiyor.
Kitabı sana yollayışımızın bütünü,kendi içinde bölünmüş olan bir kavmin sorunlarını çözmenden ibarettir(NAHL 64 KURAN)
Bu ayette Kuran kendisinin bütün amacının;tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor açıkça.
Kuran,bir kavim için arapça düzenlendik ki,bilsinler(FUSSİLET 3 KURAN)
http://www.kuranmeali.org/41/fussilet_suresi/3.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Bütün kavimler içindir demiyor ayet.Ve Türkçe tercümelerde bu ayetteki Lİ KAVMİN(li kavmin-لِقَوْمٍ) ifadesi görmezden gelinir.Tercümanların bu kelimeyi özenle atlamaları,Kuranın tek kavme özel oluşunu anladıklarını ve örtbas etmeye çalıştıklarını gösteriyor.Oysa bu bile başlı başına haksızlıktır.Çünkü her Arap bu ayeti okurken TEK KAVİM İÇİNDİR(li kavmin-لِقَوْمٍ) sözünüde açıkça okumuş oluyor.Ama tek kavim içindir sözünü bizlerden tercüme hileleriyle saklayabiliyorlar.Ve Araplarda tek versiyon Kuran olduğu halde,bizde birbirine uymayan ve tercüme hileleriyle dolu 40 taneden fazla Kuran meali var.Bu Arap olmayanlara yapılmış bir haksızlıktır.
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Ve andolsun; onlara bir kitap getirdik,bir kavmin inanması için(ARAF 52 KURAN)
(li kavmin yu'minûne-لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ)
...ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz bir kavmin bilmesi için(ARAF 32 KURAN)
(li kavmin ya'Alemûne-لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ)
Sen ders aldın demesinler diye,onu beyan ediyoruz,bir kavim için,bilsinler(ENAM 105 KURAN)
..âyetleri birer birer, detayları ile açıkladık,bir kavim için(li kavmin-لِقَوْمٍ) bilsinler(ENAM 97 KURAN)
...Allahın hükümleri,bir kavmin kesin inanması için(MAİDE 50 KURAN)
(li kavmin yûkınûne-لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ)
..Allah hdudutlarını açıklıyor,bir kavim(Li kavmin-لِقَوْمٍ) için,bilsinler(BAKARA 230 KURAN)
...biz ayetleri açıkladık,bir kavim için(li kavmin-لِقَوْمٍ) yakin olsunlar diye(BAKARA 118-KURAN)
**************
EĞER KAVMİN PEYGAMBERİ O KAVMİN KENDİ DİLİNDEN VE KENDİ İÇİNDEN DEĞİLSE BU DURUM PROBLEMLİ BİR DURUMDUR-KURAN BU DURUMUN ARIZALI OLACAĞINI SÖYLÜYOR:
Eğer onu Arapça kılmasaydık,neden dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
http://www.kuranmeali.org/41/fussilet_suresi/44.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor.
Kuranın Arap olmayanlara değilde Araplara indiği çok açıktır;
Biz onu Arap olmayanlara indirseydik(Şuara 198 KURAN)
Gelip onlara okunsaydı ona inanmayacaklardı(Şuara 199 KURAN)
Yani bir kavmin sorumlu olacağı kitabı o kavmin kendi dilinde indirmemek,o kavimden olmayan birine indirmek sakınca yaratırdı.
Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri o kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.(NAHL 103 KURAN)
Arapça dışı bir dilin Araplarla muhatab edilmesine tahammül olmadığını gösteren bir ayettir Nahl 103 nolu ayeti.Yani Arap yabancı dildeki dini mesajla muhatab edilmemeli kısmına iyi değiniyor.
Korunsunlar diye pürüzsüz Arapçadır,başka değil(ZUMER 28 KURAN)
Allah her bir kavme başka değil,sadece o kavmin kendi dilinde seslenir.O kavimden olan bir peygamberle bunu yapar(İBRAHİM 4 KURAN)
http://www.kuranmeali.org/14/ibrahim_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Böyle bir Tanrı Türk kavminede Türkçe inen bir kitapla ve Türk bir peygamberle seslenmek isteyecektir.Türk olmayan bir peygamberle yada Türkçe inmeyen bir kitapla değil.Kuran’ın anlattığı Tanrı böyle bir Tanrıdır.
İbrahim suresi 4.ayetin esas tercümesi yukardaki gibidir.Ama dinciler bu haliyle çevirmeyip ikincil anlamıyla çeviriyorlar ayeti.Ve aşağıdaki gibi veriyorlar:
Biz peygamberleri başka değil,sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin(İbrahim 4-Kuran)
Onların tercümesinde bile peygamberin kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere değil sadece kendi dilini anlayan kendi kavmine gönderildiği çok açıktır.Yani peygamberin diliyle sorumlu tutulacak kavmin dilinin aynı olması gerektiği onların tercümelerinde bile açıkça görülüyor.
Kuran peygamberliği kavimsellikle sınırlıyor.Eğer o tek kavme özel olmasaydı yukardaki ayetlerin Kuranda olması tamamen anlamsız ve boşuna olurdu.

13 Mart 2016 Pazar

Kuran Arap olmayanlara da sesleniyormu?

O kendini bütün kavimlere gelmiş bir kitap olarak tanımlamaz.Ben sadece Araplar için düzenlendim der.

O açıkça SADECE ARAPLARA GELDİĞİM İÇİN ARAPÇAYIM demektedir.
Kuran kendini bütün kavimlere ve bütün dillere gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Yoksa sadece Arap Kavmine gelmiş bir kitap olarakmı sunuyor?Altın soru budur ve bu soru eşliğinde Kuran incelenmelidir.
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle sesleniriz.O kavmin kendi içinden bir peygamber yollayarak bunu yaparız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavminede sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir. Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Görüldüğü gibi gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin dili,yani sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet. Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor. Yani her kavmin kendi dilini konuşan kendi içinden olan bir uyarıcı peygamberi olmalıdır bu ayete göre.Ve peygamberde kendi dilini anlamayan kavimler için değil,kendi dilini anlayan kendi kavmi için yollanmış oluyor. Peki Muhammed ve Kuran mesajı bu konuda istisnamıdır?Elbetteki hayır.Ayetler Kuran mesajınında bir kavim için olduğunu,bütün kavimler için olmadığını söylüyor.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır. Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Arapça olmasaydı o tek kavim bilemeyecekti.Bilir olma durumuna gelemeyecekti.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına gelmediği açıktır.Kuran açıkça kendini Araplarla sınırlıyor.Sadece Arapların anlamasını göz önünde bulunduruyor.
Senden mucize istiyorlar.Sen sadece uyarıcı bir peygambersin.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcı peygamberi(hidayetçisi) vardır(RAD 7 KURAN)
Ve her kavmin uyarıcı peygamberi de o kavmin kendi dilinde olmalıdır Kurana göre:
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Peki bu neden böyledir?Neden bir kavmin sorumlu tutulacağı mesaj o kavmin kendi dilinde inmiş olmalıdır?Çünkü her kavmin yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı vardır Kurana göre.Mesaj yabancı dilde inmişse bunun sakıncalı ve istenmeyen bir durum yaratacağını söyleyen bizzat Kuran’ın kendisidir.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır. Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN) Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir. Kuran tek kavim demekle yetinmez.O tek kavmin özelliklerinide sayar. MUHAMMED’DEN ÖNCE ATALARI HİÇ UYARILMAMIŞ OLAN BİR KAVİMDİR:
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Ve biz onlara senden önce bir uyarıcı/peygamber yollamadık,kitaplarda vermedik(SEBE 44 KURAN)

ARAPÇA OLANI ANLAYABİLEN,ARAPÇA OLMAYANA İTİRAZ EDEN BİR KAVİM:
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Eğer onu Arapça kılmasaydık,neden dilimizde inmedi derlerdi.Arap olana Arapça olmayan kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Peki ya Türkler deseki neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe inmeyen kitap olumu hiç deseler?Ayet Türklere bu itiraz hakkını tanıyor. Asla doğru çeviremiyecekleri bir özel ayet var.Nahl suresi 64.ayeti.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum. وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman etmeleri/müminlik
Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN) Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
###########################################
KURANI EVRENSEL GÖSTERMEK İÇİN YAPILAN SAHTEKARLIKLAR:
Bütün bunları gören Molla takımı bunları örtbas etmek için çeşitli hilelere baş vurdular:Bilerek anlamından saptırılan bazı ayetlerle konuyu hasır altı etmeye çalıştılar. Şimdi onların hilelerine değinelim birazcık: 1-MEKKENİN ÇEVRESİ DEYİMİNİ BÜTÜN DÜNYAYI KAPSAYAN BİR HALE SOKMAK İSTEDİLER 2-KURANDAKİ İNSANLAR KELİMESİNİ YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN İNSANLAR OLARAK SUNMAYA ÇALIŞTILAR 3-KURANDAKİ ALEM KELİMESİNİ BÜTÜN YARATIKLAR ANLAMINDA KULLANMAYA ÇALIŞTILAR. Şimdi bu hilelerin ayrıntılarına bakalım:
MEKKENİN ÇEVRESİ BÜTÜN DÜNYA ANLAMINA GELİR Mİ?
Bu kutsal mubarek kitaptır.Onların ellerindekini doğrulayandır.Ana şehri(Mekke) ve çevresindekileri uyarman için indirdik(ENAM 92 KURAN)Kuranı sana Arapça indirdikki ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Şimdi bu ayetlere bakıp mekkenin çevresi bütün dünya ve bütün insanlıktır diyorlar.Bu elbetteki açık bir saptırmadır.Kuran çevre derken civarı kasteder.Yakın civarı.Bütün dünyayı kastetmez.
Pabuçlarını çıkar Musa.Çünkü Kutsal yerdesin,tuvadasın(TAHA 12 KURAN)
Ey musa bu ateş ve çevresindekiler mubarek kılındı(NEML 8 KURAN)
Eğer çevre demek bütün dünya demekse o zaman ateşin çevresindekiler kutsal kılındığına göre,bütün dünyadakiler kutsal kılındı mı diyecekler? Ateş ve çevresi kutsal olduğu için Musa papuçlarını çıkarmak zorundadır. Eğer ateşin çevresi bütün dünyaysa o zaman bütün dünya kutsal kılınmıştır ve musa dünyanın her yerinde çıplak ayakla gezmek zorunda kalacaktır.
Mescidi aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır(İSRA 1 KURAN)
Çevre demek bütün dünya demekse o zaman;mescidin çevresi kutsal kılındı derken dünyanın her yeri kıtsal kılındı mı demiş oluyor? Görünen o ki çevreden kasıt sadece civarıdır. Yani kabenin çevresinde 7 defa dolaşmak(tavaf) bütün dünyanın etrafını 7 defa dolaşmak olmadığı gibi,mekkenin çevresi de,kudüsün çevreside,ateşin çevreside yakın çevre anlamına gelir.Civar anlamında.Bütün dünya anlamında değil. Zaten Kuran Mekkenin Çevresini ARAPÇA KONUŞANLARLA SINIRLANDIRMIŞTIR: Mollalar,mekke civarı diyen ayetlerin bütün insanlıgı kastettiğini iddia etsede,durum hiç öyle değildir.Çünkü ayetler Mekke Civarı kelimesine Arapça konuşulan civar olması gibi bir ön koşulda ekliyorlar.Eğer ARAPÇA kelimesi konulmamış olsa mollalar paçayı kurtarabilirdi.Ama ayetler açıkça Arapça bilenlerden ve Arapça konuşanlardan ibaret bir çevreden bahsediyor.Hatta Kuran ın Arapça inmesinin sebebini de MEKKE VE ÇEVRESİNDEKİLERİN ARAPÇA KONUŞANLARDAN İBARET OLMASINA BAGLIYOR
Kuranı sana Arapça indirdik ki,ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Aslında TEK ANA KENT YOK PEK ÇOK ANA KENT VAR.Yani her kavmin bir ana kenti ve çevre kentleri var.Yahudilerin Kudüs,Arapların Mekke v.b. Bir ana kentin çevresi diğer ana kentin çevresi başlayınca sona eriyor. Ve her kavmin ana kentine ve çevresine ayrı bir peygamber gerekiyor:
Rabbin memleketlerin ana kentlerine peygamberler yollamadıkça o memleketleri helak etmez(KASAS 59 KURAN)
Sen peygamberlerden birisin.Bütün kavimlerin her biri için ayrı bir peygamber vardır(RAD 7 KURAN)
Aslında anlatılmak istenen bir kavmin her şehrine değil sadece ana kentine peygamber yollanacağıdır.Ana kente yollanan peygamberin o kavmin çevre kentlerinede yollanmış olacağıdır.
Dileseydik elbetteki her beldeye ayrı bir peygamber yollardık(FURKAN 51 KURAN)
Ama hayır bunu yapmıyoruz diyor.Bir kavmin sadece ana kentine peygamber yolluyoruz diyor. ####################
KURANDA İNSANLAR KELİMESİ BÜTÜN İNSANLIK ANLAMINA GELİYOR MU?
Deki ey insanlar topluluğu ben sizleri uyarmak için geldim(ARAF 158 KURAN)
Seni bütün gönderişimiz insanlara uyarıcı olmandır,başkası şey değil(SEBE 28 KURAN)
Bu ayetleri göstererek bakın insanlara gönderildin diyor,o zaman bütün insanlara gönderildi anlamı çıkar diyorlar. Buda bilinçli yapılan bir aldatmaca ve yanıltmadır.Çünkü Kuran insanlar yada insanlar topluluğu(Lİ EN NASİ) derken PEYGAMBERİN KAVMİNDEN OLAN İNSANLARI kastetediyor.Yani İNSANLAR derken BİR KAVMİN İNSANLARI kastediliyor.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)

Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı? Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni bütün insanların başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır. Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor. Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller. Zaten Kuran anlayışında bir peygamber milyonlarca kişiye gönderilmez.
Onu(Yunus’u), yüz bin yahut daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.(SAFFAT 147 KURAN)###########################
ALEM(BİLEN) KELİMESİNİN SAPTIRILMASI VE İSTİSMARI:
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne)
Merhametimizle seni alemlerden başkasına göndermedik(ENBİYA 107 KURAN)
Tefsirin babası denilen en eski ve en büyük tefsirci sayılan İBN-İ ABBAS,alem kelimesinin sadece şuurlanmış olanları kapsadığını söylemiştir.Bir kavim yada bir zümre içindeki şuurlanmışları.Yani günümüz tabiri ile aydınları,cahil olmayanları. http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
İbni Abbas Ankebut Suresi 15 nolu ayetini ve Kamer Suresi 15 nolu ayetini referans göstermiştir buna. O ayetlerde;geminin alemlerin düşünmesi ve ibret alması için geriye bırakıldığı söyleniyor.Gerekli ibreti almak sadece aklını iyi kullananlara özel olduğu için,alemler ibret alır demek aklını iyi kullananlar ibret alır demektir.Yani alem ile aklını iyi kullanan aynı anlamdadır.Zira akılsızlar ve cahiller ibret alamayacağı için cahiller alem(ibret alan akıllılar) sayılamazlar. Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne)
Gemiyi bilenlerin(alemine) ibret alması için geriye bıraktık(ANKEBUT 15 KURAN)
Onu bir işaret olarak geride bıraktık.Düşünüp ibret alınsın diye(KAMER 15 KURAN)
İlk ayet alemler ibret alsın diyor.İkinci ayet düşünüp ibret alınsın diyor.Yani alem demek düşünüp ibret alan demektir. Bu çok yerinde bir çıkarımdır.Alemler ibret almalıdır(KAMER 15) denildiğine göre,şuursuzlar ibret alamayacağına göre:demek ki alem demek şuurlu olan demektir. Zaten ilginç olan,tercümanların diğer ayetlerde ALEM kelimesini Türkçeye çevirmeleri ve BİLEN anlamında çeviriye almalarıdır.Ama enbiya suresinde nedense ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmemişler ve olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Neden?Bu size hiç ilginç gelmiyormu? Örneğin Yusuf suresi 77 nolu ayette ALEM kelimesini BİLEN(ALEMU) olarak çevirmişler.Ama enbiya suresinde olduğu gibi Arapça bırakmışlar.
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : iyice bilir/bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
Ve Allah iyice bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
Mollaların yaklaşım bütünlüğü yoktur.Yani bir yerde ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler ama başka yerde ALEM kelimesini olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Bu bir çelişkidir ve her çelişki bir operasyondur.Örtbas etme operasyonu. O halde ayeti yeniden yazalım: Seni merhametimizle BİLENLERDEN(ALEMU) başkasına yollamadık(ENBİYA 107 KURAN)
Yani BİR KAVMİN BİLENLERİNE YOLLADIK anlamındadır bu ayet. Kuran da ALEMU(BİLMEK) fiilide tek kavimle ilişkilendirilmiştir zaten:
Bunda bir kavmin bilmesi(YA-ALEMUNE) için ayetler vardır(NEML 52 KURAN)
Sıkıysa bu ayetteki alem kelimesinide olduğu gibi Arapça bıraksınlarda görelim boylarını.O zaman şu anlama gelir ayet:SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ Şu müslüman tercümanlar gerçektende alem adamlar [Smile]
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Bir kavmin bilmesi için yada bir kavmin bilenlerine(ya alemune) diyor açıkça. Alem kelimesindede kavmi aşan bir şey yok yani.Bir kavmin alem/bilen olması için Arapçadır. Burada bir ayetle itiraz ediyor müslümanlar.Kuran sizden her kime ulaşırsam onu uyarayım diye indirildi anlamındaki bir ayeti öne sürüyorlar.Yani ENAM 19 nolu ayeti.
De ki: ‘Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?.’ De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu KURAN SİZDEN HER KİME ULAŞIRSAM,KİME ERİŞİRSEM onu uyarmam için bana vahyolundu.Allah’la birlikte başka ilahların bulunduğuna siz mi şahitlik ediyorsunuz?.’ ‘Ben buna şahitlik etmem’ de. ‘O, ancak tek bir ilahtır ve ben sizin eş koştuklarınızdan uzağım’ de.(ENAM 19 KURAN)
Burada SİZDEN her kime ulaşırsam diyor.SİZ diyerek kimi kastediyor?Kendi kavminden olan herkesi mi?Yoksa bütün kavimlerden olan bütün herkesi mi? Tabi ki kendi dilini anlayan kendi kavminden olan herkesi kastediyor siz derken.
SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Siz derken Arapça konuşan Arap kavmini kastetttiği çok açıktır.Bu ayetin Siz Japonların anlayabilmesi için Kuranı Arapça indirdik anlamına gelmediği açıktır.Siz derken Arapça konuşan Arap Kavmiyle sınırlı bir kitlanin kastedildiğini buradan kolayca anlayabiliriz. Siz diyerek bir kavmi kastettiği,Arap Kavmini kastettiği çok açıktır.
Eğer SİZ (savaşa) çıkmazsanız, (Allah) SİZİ pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize SİZDEN başka BİR KAVİM getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir. (Tevbe 39-KURAN)
“Eğer SİZ yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni SİZE bildirdim. Rabbim dilerse SİZDEN başka bir KAVMİ yerinize getirir de O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir.” (Hud 57-KURAN)
Kitap bu konuda oldukça net ve açık konuşmaktadır.
https://www.youtube.com/watch?v=58kOT74SPMc

Kuran ve alem kelimesi

Kuranın bütün kavimlere değilde sadece Arap kavmine seslendiğini anlayanlar alem kelimesine yanlış anlam vererek hileli bir yola başvuruyorlar.
Müslümanlar Kuran ın bir Kavim e değil bütün kavimlere gönderildiğini anlatmak için aynı ayetle geliyorlar:
”’Merhametimizi görmeleri için seni alemlere yolladık=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
MÜSLÜMAN ARKADAŞLAR BU AYETTE Kİ ALEM KELİMESİNDEN BÜTÜN İNSANLIK VE BÜTÜN VARLIKLARI ANLIYORLAR.
Bu konu da kendilerini pek haksız saymıyorum.Çünkü onları buna iten TERCÜME HİLELERİ YAPARAK ONLARI YANLIŞ YÖNLENDİREN MÜSLÜMAN DİN ADAMLARININ YÜZÜNDEN böyle oluyor.
Her şeyden önce şunu sormak lazımdır=YUKARIDAKİ AYETTE,MÜSLÜMAN TERCUMANLAR AYETTE OLAN BÜTÜN KELİMELERİ TÜRKÇEYE ÇEVİRDİKLERİ HALDE,NEDEN ”’ALEM” KELİMESİNİ DE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİYORLAR?NEDEN SADECE ”’ALEM”’KELİMESİNİ OLDUGU GİBİ ARAPÇA HALİYLE TERCÜMELERİNDE KULLANIYORLAR?
Şimdi şu ALEM kelimesine yakından bakmaya çalışalım.Böylece Müslüman tercumanların ayette ki ALEMLER sözünü neden Türkçeye çevirmeden oldugu gibi bıraktıklarını daha iyi anlamış oluruz:
**************************************************
”’Merhametimizi görmeleri için seni ALEMLERE(Lİ EL ALEMİNE) GÖNDERDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYET-KURAN”
Ayette geçen kelime nin orjinali=Lİ EL ALEMİN kelimesidir.Ama bu kelime bütün insanlar ya da bütün yaşayanlar anlamına gelmiyor.
Lİ-ALE-MİN=BİLEN KİMSELER demektir
Ayette geçen Lİ EL ALEMUN sözü BİLEN KİMSELER anlamına gelir.Yani bütün kavimler ve bütün insanlar anlamına gelmiyor.O halde bunu bilerek ayeti yeniden yazalım:yani Müslüman tercümanların Arapça bıraktıgı ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirerek yazalım:”BİZ SENİ MERHAMETİMİZLE BİLEN KİŞİLERDEN BAŞKASINA GÖNDERMEDİK=ENBİYA SURESİ:107.AYETİ-KURAN”
Bu ayetteki Lİ EL ALEMİN(bilen kimseler) sözünün RUM Suresi 22.ayetin sonunda Lİ EL ALİMİN(bilen kimseler) şeklinde yazılmış olduğunuda görüyoruz.
Gökleri yeri yaratması,lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olması onun ayetlerindendir.Bunda bilen kimseler(Lİ EL ALİMİN) için deliller vardır(RUM 22 KURAN)
……………………………………………………………………………………………………………………… ……..
Hatta benzer ayetlere de bakabiliriz:
”O BİLEN KİMSELER(EL-ALEMİN-E)İÇİN bir öğüttür..Başkası için değil=KALEM SURESİ:52.AYET-KURAN”
……………………………………………………………………………………………………………………… …
”Verdiğimiz misaller insanlar içinde ancak BİLENLER İÇİNDİR(el alimune/EL-ALEMİN-E)=ANKEBUT SURESİ:43.AYET-KURAN”
………………………………………………………………………………………….
”De ki BİLEN KİMSELERLE(YA ALEM U) İLE BİLMEYEN KİMSELER(LA-YA ALEM-U) bir olamazlar=ZUMER SURESİ:9.AYET-KURAN”
(İŞE BAKIN Kİ,ENBİYA 107 DE ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİRMEYİP OLDUGU GİBİ VEREN TERCUMANLAR,ZÜMER SURESİ 9.AYETİNDE GEÇEN ALEMİN KELİMESİNİ TÜRKÇEYE ÇEVİREREK BİLEN KİMSELER ŞEKLİNDE VERMİŞLER.HİKMETİNİ ANLADINIZ SANIRIM
…………………………………………………………………………………………
Siz bilmiyorsanız(LA TA ALEMUNE) zikir ehline gidip sorun=ENBİYA SURESİ:7.AYET-KURAN”
Hadi burada ki ALEMİN kelimesini de Türkçeye çevirmeden versinler de samimiyetlerine inanalım.
Yani şu şekilde olmuş olur=SİZ BİR ALEM DEĞİLSENİZ ZİKİR EHLİNE SORUN
………………………………………………………………………………………………………………….
Ve Allah Ademe isimleri öğretti(VE ALEM E)
Melekler dedi bize öğrettiğinden(ALLEM-TE-NA) bilmeyiz
Allah dedi,ben sizin bilmediklerinizi bilirim(İNNİ ALEM-U)=BAKARA SURESİ:32.ve 33.AYETLER-KURAN”
Bu ayetteki alem kelimesini bilen olarak çevirmeleri,alem kelimesinin bilen anlamına geldiğini fark ettiklerini gösteriyor.…………………………………………………………………………………………………………….
Araf Suresinin 32.ayeti nin son kısmı şöyledir=Lİ KAVMEN YA ALEMİNE(BİLEN BİR KAVİM İÇİN)
Şimdi burada neden ALEM kelimesini oldugu gibi bırakmamış da Türkçeye çevirmişler ki?
Çünkü enbiya 107.ayette oldugu gibi burada da ALEMİN KELİMESİNİ oldugu gibi verseydiler ortaya şöyle bir ayet çıkmış olacaktı=SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
………………………………………………………………………………………….
”ALLAH DAHA İYİ BİLENDİR(VE ALLAH U ALEMU)=YUSUF SURESİ:77.AYET-KURAN”(ayetin en son kısmını verdim.bu kelime ayetin en sonunda geçer)
………………………………………………………………………………….
”Ve onun haberini SİZ BİLECEKSİNİZ(ALEMUNE)=SAD SURESİ:88.AYETİ-KURAN”
YENİDEN AYNI HİLE.ENBİYA 107.AYET TE ÇEVİRMEDİKLERİ ALEMİN KELİMESİNİ BURADA ÇEVİREREK TÜRKÇESİNİ VERİYORLAR=SİZ BİLEN KİMSELER OLACAKSINIZ diye çevirmişler.Sıkıysa bu ayetteki ALEMİN kelimesini de ARAPÇA OLARAK VERSİNLER de görelim. O zaman ayet şöyle olur=”SİZ BİR ALEMSİNİZ:SAD SURESİ=88.AYET-KURAN”
Bu Müslüman Tercümanlar GERÇEKTEN DE ÇOK ALEM ADAMLAR
………………………………………………………………………………….
NOT=Aslında Araplar yaratılmışları kastetmek için mahluk veya mahluklar gibi kelimeleri kullanırlar.Alem kelimesi bütün yaratılmışlar olamaz.Çünkü Muhammed getirdiği mesaja inanmayan yaratıklara hiçte rahmet olmuyor,aksine onlara gazap getirmiş oluyor.Artı alemlere bütün yaratılış dersek hayvanlara ve mikroplara da yollanmış bir muhammed çıkar karşımıza.ALEM KELİMESİNİN BÜTÜN MAHLUKLAR ANLAMINDA KULLANILMASI ARAP OLMAYAN BİLGİNLERİN BİR YORUMUNDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR DURUMDUR.Arapçadan kaynaklanan bir durum değildir;
”ŞERH-İ AKAİD adlı kitabın başında şöyle deniliyor;Bütün varlıklar(mahluklar)Allahın varlığına ALAMET olduğu için,onun varlığını gösterdiği için malukatların hepsine ALEM denilmeye başlanmıştır(muhammed den çok sonra,kuran dan çok sonra böyle denilmeye başlanmıştır).Daha sonra da varlıkların ayrı ayrı olan cinslerinin her birine ALEM denilmeye başlanmıştır.Örneğin İnsanlar Alemi,Melekler Alemi,hayvanlar Alemi,Cansızlar Alemi.v.b.Hatta bazı düşünürler her varlık ve her cisim ayrı bir alemdir demeye bile başlamışlardır.=Yani ALAMETLER anlamına gelen ALEM KELİMESİ Kuran da bilen kimseler anlamına gelen ALEMU kelimesiyle birbirine karıştırılmıştır.Bu gün Kuran çevirilerindeki ALEM kelimesinin Türkçe çevirisiyle verildiği,bilen olarak çevrildiği,ama ENBİYA 107 deki ALEM kelimesinin neden Türkçeye çevrilmeden olduğu gibi bırakıldığı anlaşılmıştır heralde.Karışıklığın devam etmesini ve alem kelimesinden bilen yerine mahluklar(alametler) anlamı çıkarılmasının devam etmesini istiyorlar.Başka ayetlerde Türkçeye çevirdikleri ALEM kelimesini ENBİYA 107 DE neden Türkçeye çevirmeden veriyorlar?Beni ilk şüphelendiren bu garip durum olmuştu.
Yani ALEM kelimesinin MAHLUKLAR anlamında kullanılması kelamcıların ve bazı tefsircilerin yorumlarıyla ortaya çıkmış bir durumdur.Ne Arapça da böyle bir durum var ne de Kuran da.Kuran ın yazılışından çok sonra ortaya çıkmış olan bir yorumlama tarzıdır hepsi bu.
BKNZ:ŞERH-İ MEVAKIF-ŞERİF ALİ CÜRCANİ(ŞİRAZLI İSLAM BİLGİNİ)
****
Konuya yakından bakarsak alem/alim kelimesinin bilen anlamının dışında kullanılmasının çok arızalı ve yersiz olacağını görmek zor olmayacaktır:
Her şeyden önce tefsirin babası denilen İbni Abbas,alem kelimesinin Kuranda; şuurlu,bilen,anlayan gibi anlamların dışında kullanılmadığını söyler.Bunun dışında bir anlam vermenin arıza yaratacağını söyler.Bu söz doğrudur ve Kuranla sağlaması yapılabiliyor.(her kim söylemişse doğru söylemiş)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
Artı bir yerde bilen anlamına gelen bir kelime başka yerde çok alakasız bir şekilde bütün mahluklar anlamına gelemez.Yani alim kelimesi aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemediği gibi alem(bilen) kelimeside aniden bütün mahluklar anlamına dönüşemez.Bunu bir kitap içinde yapmak çok tuhaf ve abes olurdu zaten.
Yusuf 77 de ve pek çok yerde bilmek,bilen,öğrenen anlamına gelen bir kelime aniden şuursuz varlıklarıda içine alan zıt anlamlı bir kelimeye dönüşemez.Bir kitap içinde bunu yapmak,o kadar kısa sürede bu ani dönüşümü yapmak imkansızdır.
Zaten Kuranda böyle bir ani dönüşüme uğratmıyor alem(bilen) kelimesini.
Alem demek bütün mahluklar demekse o zaman pek çok arıza çıkar ortaya
1-Seni alemlere rahmet olarak gönderdik(ENBİYA 107 KURAN)
Alem bütün mahluksa Kuran bütün mahluklara nasıl rahmet oluyorki?Örneğin Ebu Leheb için,Ebu Cehil için,inanmayanlar için rahmet olmadığı kesindir.
2-Kuran alemler ibret alsın diyor.Eğer alem kelimesi bütün mahluklar demekse,şuursuz mahluklar nasıl ibret alabileceklerki?
Onu ve gemidekileri kurtardık ve gemiyi, âlemlere ibret yaptık.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şimdi şuursuz varlıklar nasıl ibret alabileceklerki gemiden?Oysa alem kelimesine bilen anlamı verirseniz ayet ancak o zaman anlamlı olur.
Gemi bilenlere/alemlere ibrettir.(ANKEBUT 15 KURAN)
Şuursuz mahluklar ibret alamayacağına göre alem kelimesini bütün mahluklar anlamında kullanamazsınız.
Bu kelime Kuranda 3 versiyonla kullanılır sadece;ALLAHIN BİLMESİ(ALLAHU ALEMU),MELEKLERİN BİLMESİ ve İNSANIN BİLMESİ.
Savaş(katletmek), hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir(ya alemu), siz bilmezsiniz(la ta alemu)(BAKARA 216 KURAN)
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : daha iyi bilir(Yusuf 77 KuraN)
ALLAH ALEMDİR/ALLAH BİLENDİR(YUSUF 77 KURAN)
…Allah da meleklere, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim(innî a’lemu)” demişti(BAKARA 30 KURAN)
Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti(ALLEME)…(BAKARA 31 KURAN)
Şuursuz varlıklar alleme(öğrenen) olamaz değilmi?Şuursuz varlıklar alem(bilen) olamaz değilmi?Görüldüğü gibi Kuran bu kelimeyi şuursuzlarda olmayan bir özellik şeklinde kullanıyor.Şuurlulara özel bir eylem olarak bu kelimeyi kullanıyor.
Alem kelimesinin Kurandaki anlamından kayıp folklorik alanda çok farklı anlam sapmalarına uğrayarak kullanılması,Kurandaki anlamını değiştirmiyor.Bu çok açık.Ama bazı mollaların dediği gibi avam(halk yığını) bunları bilmez.Derinlemesine araştırmaz ve sorgulamaz.
***************
Burada açık bir meydan okuyuş vardır,alem demek bilen demek değilse o zaman ayetlerde geçen alem kelimesine bilen anlamı vermemeliler.Neden ayetlerdeki alem kelimesini bilen olarak çeviriyorlar?
Her şey çok açık bir şekilde ortada;
Herkesin görebileceği gibi,alem kelimesinin bilen olduğunu tercümanlar ve alimcikler çok iyi biliyorlar.Çünkü aşağıdaki ayetleri çevirirken ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler.Alem kelimesi bilen anlamına gelmiyorsa;neden aşağıdaki ayetlerde geçen ALEM kelimesine BİLEN anlamı veriyorlar?Neden başka bir anlam vermiyorlar?
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir(NİSA 45 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(ve allahu alemu)-allah iyi bilir-(NİSA 25 KURAN)
فَاعْلَمُو(FE ALEMU)-biliriz(MAİDE 34 KURAN)
فَاعْلَمْ(FE ALEM)-bilki(MAİDE 49 KURAN)
وَاللّهُ أَعْلَمُ(VE ALLAHU ALEMU)-allah iyi bilir-(MAİDE 61 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ben bilmemekteyim-ENAM 50 KURAN
Bütün bu ayetlerdeki alem kelimesini bilmek ve bilen olarak çevirmiş tercümanlar.Demekki alem kelimesinin Kuranda alim ile aynı anlamda kullanıldığını,bilen anlamında kullanıldığını gayet iyi çözmüşler.
EK NOT:alem kelimesinin bilen olmadığını ve varolan her şey olduğunu dile getiren itiraz ve bunu desteklediği iddia edilen ayet:

Firavun rab nedir dedi alemlere/bilenlere(ŞUARA 23-KURAN)
Musa dediki,o gökler yer ve ikisi ikisi arasında olan şeylerin efendisidir(ŞUARA 24 KURAN)
Burada şuara 23.ayetteki alem kelimesine bakarak,şuara 24.ayetteki gökler ve yer arasındaki her şey ifadesini alem kelimesinin tarifi ve açılımı olarak görüyorlar.
Oysa bu bir aldanıştır.Çünkü Musa alem kelimesinin değil rab kelimesinin açılımını ve açıklamasını yapıyor şuara 24.ayette.24.ayette rabbin her şeye egemen olan anlamına geldiği söyleniyor.Alemin değil rabbin tanımı ve nufus alanı veriliyor 24.ayette.Rab vemaya(her şeye) egemen olandır diyen ayetten,vema(herşey) alemdir sonucu çıkmaz.(her şey anlamına gelen kelime alem değil vema kelimesidir.Yada kulli şeyin kelimesidir)
Zaten 24.ayette alem kelimesinin olmayışı ama dediki RAB(قَالَ رَبُّ) kelimesiyle ayetin başlaması bunu açıkça ortaya koyuyor.Eğer alem kelimesine bu anlayışla gökler yer ve ikisi arasında olan her şey anlamını verirsek;o zaman çok saçma bir durum ortaya çıkar.Çünkü o zaman Muhammedi alemlere gönderdik diyen ayet(ENBİYA 107) çok tuhaf bir anlama gelecektir.Muhammedi alemlere yolladık dediğinde,Muhammedi,ağaçlara,taşlara,fosillere,meteorlara ve yıldızlara yolladık gibi saçma bir anlam çıkar ortaya.Oysa İbni Abbbas’ın dediği gibi peygamberler uyarı amacıyla gönderildiği için,sadece kendisini anlayan şuurlu varlıklara gönderilirler.Şuursuzlara değil.Yani aleme şuurlu ve bilinçli olan anlamını vermek kaçınılmaz olacaktır.Şuursuzlar anlamı verilemez.
Şuara 23 ve Şuara 24 ayetini alem kelimesine var olan her şey anlamı vererek okuduğumuzda oldukça saçma bir sonuç ortaya çıkacaktır:
Firavun dediki var olan her şeyin(alemlerin) rabbi nedir?(Şuara 23 KURAN)
Ve Musa dediki;o gökler ve yer arasındaki her şeyin rabbidir(Şuara 24 KURAN)
Yani her şeyin rabbi nedir sorusuna;o her şeyin rabbidir gibi saçma bir cevap vermiş olur.Yani soruyu aynen tekrarlamış olur.Cevap vermemiş olur.Yani Musa;o her şeyin rabbidir sözü,o her şeyin rabbidir anlamına gelmektedir gibi tuhaf ve anlamsız bir cevap vermiş olur.
”’Gerçi burada dilbilimsel bir tuhaflık vardır.Musa ve Firavun arasında gerçektende böyle bir konuşmanın geçtiğini varsaysak bile;aralarında Arapça konuşmaları imkansızdır.Çünkü Firavun da Musa da Kopti dilini(Kıptice) konuşuyorlardı.Ve Kıpticede alem(alim) kelimesi yoktur.Musa döneminde Arapça henüz yoktu.Onun için Musa’nın alem(alim) kelimesini kullanmasına imkan yok.Onun için Musa Firavunla bu tarz bir konuşma yapmış olsaydı,alem(alim) kelimesi yerine Kıpticedeki bilgin(bilen) anlamına gelen bir kelimeyi kullanmış olurdu”’
Oysa şuara 23.ayette kastedilen alemler yani bilenler Musa ve Harundur.İlerki ayetlerde bunun açıklaması vardır zaten;
Dediler iman ettik,alemlerin/bilenlerin rabbine(ŞUARA 47-KURAN)
Musa ve harunun rabbidir(ŞUARA 48-KURAN)
Yani bilenlerin(alemlerin) rabbi derken,Musa’nın ve Harun’un rabbini kast ediyorlar.Alemler/bilenler derkende Musa ve Harun’u kastetmiş oluyorlar böylece.
Alem kelimesine var olan her şey dersek o zaman Kuranda geçen LA ALEMU(لَا أَعْلَمُ) yani ALEM OLMAYAN kelimesine ne anlam vereceğiz ki?
Bilen anlamı verdiğimizde la alemu yani alem olmayan kelimesi o zaman bilmiyorum anlamına gelecektir.Ama var olan her şey alemdir dersek o zaman BEN ALEM DEĞİLİM diyen ayetleri nasıl anlamlandırabilirizki?
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmem-(MAİDE 116 KURAN)
وَلَا أَعْلَمُ(VE LA ALEMU)-ve ben alem değilim-ve ben bilmemekteyim-(ENAM 50 KURAN)
(تَعْلَمُونَ)=la ta alemun-alem değilseniz-bilmemekteyseniz(ENBİYA 7-KURAN)
Bu kelime ilim kelimesiyle hemen hemen aynıdır ve ilim kökünden gelir.Bilir kişi olma,öğrenme kabiliyetine sahip olmanın ötesinde bir anlamı yoktur.ALİM,İLİM,ALEM kelimeleri aslında aynı kelimelerdir.Birbirinin yerine kullanılırlar.
(عِلْمٍ)ilmin=necm 28
(الْعِلْمِ)el-ilim=necm 30
(أَعْلَمُ)alemu=necm 32
(عِلْمُ)ilmul=necm 35

Edip Yükse'in rahatsız olduğu ayet

Edip Yüksel Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar isimli kitabında bir bölümü tek aytein tercümesine ayırmıştır.Bu ayetin anlamından ve tercümesinden rahatsızlık duyduğunu belirtiyor.Ve ayette bir sorun görüyor;bu sorunu gidermek için ayette olmayan bir anlamı ayete monte etmeyi öneriyor.Bu ayet Fussilet suresi 44.ayettir.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Edip yüksel bu ayetin böyle çevrilmesi halinde Araplara tanınnan bu hakkın diğer milletlere de tanınmış olacağını söylüyor.Yani Eğer Araplar'ın neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan kitap gönderilirmi hiç deme hakları varsa,o zaman Türklerin de neden dilimizde inmedi deme hakları ortaya çıkacaktır.Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç deme hakları olacaktır.
Edip Yüksel ayetin verdiği bu hakkı farketmiş ve çareyi ayette olmayan bir cümleyi ayete eklemekte bulmuş.Edip Yüksel bu ayeti çevirirken ayette olmayan bir cümle ekliyor;İster Arapça olsun ister başka dilde olsun bir şey farketmez cümlesini ayete ekleyerek durumu kurtarmaya çalışıyor.
KURAN HANGİ DİLDE OLURSA OLSUN ŞİFADIR
41:44 ayetinde "ister yabancı dilde, ister Arapça olsun" biçiminde çevirdiğimiz bölümü,
inceleyebildiğim tüm Türkçe mealler aşağı yukarı şöyle tercüme ediyor: "Arap olana yabancı dil mi?"
Bizim verdiğimiz anlam ile bunu karşılaştırınız. Kuran'ın diğer dillere doğru çevrilmesi halinde de
hidayet ve şifa özelliğini kaybetmeyeceğini vurgulayan anlamı doğru buluyorum. Arapça konuşanların
"Arab'a yabancı dilde bir kitap mı?" biçimindeki itirazları makul görülürse, Arapça bilmeyen
milyarlarca insanın da, "yabancıya Arapça kitap mı?" biçiminde bir itiraza hakları bulunması gerekir.
Meallerin verdikleri yanlış anlam yabancıların bu tür bir itiraz hakkı yaratır.(Kuran Çevirilerindeki Hatalar-Edip Yüksel)https://docviewer.yandex.com.tr/?url=ya-disk-public%3A%2F%2F%2FnZ1KPYFeUUvIff%2B54xMErHL25NIWXQj6CRtl48jI5o%3D%3A%2FKuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.pdf&name=Kuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.&page=31&c=56e53babfc27

1-Edip Yüksel'in bu ayete Arapça olup olmaması fark etmez diyebilmesi için,fark etmez kelimesinin ayette geçmesi gerekirdi.Ama geçmiyor.
2-Edip Yüksel;diğer bütün tercümanların Araba yabancı dil mi? şeklindeki tercümesini eleştiriyor.Ayet soru şeklindedir ve diğer tercümanlar haklıdırlar.Ayetteki -mi? soru ekiini görmezden gelen Edip Yüksel'in kendisidir.

41:44 ayetinde "ister yabancı dilde, ister Arapça olsun" biçiminde çevirdiğimiz bölümü,
inceleyebildiğim tüm Türkçe mealler aşağı yukarı şöyle tercüme ediyor: "Arap olana yabancı dil mi?"(Kuran Çevirilerindeki Hatalar-Edip Yüksel)https://docviewer.yandex.com.tr/?url=ya-disk-public%3A%2F%2F%2FnZ1KPYFeUUvIff%2B54xMErHL25NIWXQj6CRtl48jI5o%3D%3A%2FKuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.pdf&name=Kuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.&page=31&c=56e53babfc27

Oysa diğer tercümanlar haklıdırlar.Çünkü ayette -Mİ? soru eki var ve yabancı dil kelimesine eklenmiş.(أَعْجَمِيًّا)
âyâtu-hu=onun ayetleri
e=mi?
a'cemiyyun=Arapça olmayan,yabancı dil
ve arabîyyun=ve Arap olana,Araplara
http://www.kuranmeali.org/41/fussilet_suresi/44.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Edip Yüksel bu -Mİ? soru ekinide görmezden geliyor.Edip'in tercümesinde -Mİ? soru eki yoktur.Onun görmezden gelip onun yerine hayali bir farketmez anlamı yüklemiş ayete.
3-Bu ayeti Edip Yüksel'in çevirdiği gibi alırsak;ayet kendi içinde büyük bir çelişki barındırmış olacaktır.
Edip Yüksel'in kendi çevirisinde büyük çelişki doğmaktadır.Çünkü Edip'in çevirisinde bile ayetin ilk kısmında;Arapça olmamasının sorun yaratacağı anlatılıyor.Ama ayetin ikinci kısmında;Arapça olmamasının hiç bir sorun yaratmayacağı anlatılıyor.Edip'in tercümesinden aşağıdaki gibi bir anlam ve sonuç çıkıyor:
Fussilet 44 ayetinin 1.kısmı=Eğer yabancı dilde bir Kuran yapsaydık neden ayetleri açık değil derlerdi.(yani Arapça olmaması sorun yaratırdı)
Fussilet 44 ayetinin 2.kısmı=İster Arapça olsun ister yabancı dilde olsun,hiç bir şey fark etmezdi.(yani Arapça olmaması hiç bir sorun yaratmazdı)
Eğer Edip'in tercümesinde 1.kısım doğruysa;Arapça olmaması sorun yaratacaktıysa,o zaman ayetin 2.kısmı nasıl oluyorda Arapça olup olmaması arasında bir fark olmazdı diyebiliyor?
Eğer Edip'in tercümesinde 2.kısım doğruysa;Arapça olup olmaması hiç bir fark yaratmayacaktıysa,o zaman ayetin 1.kısmı neden Arapça olmasaydı sorun olacaktı diyor.O zaman 1.kısım hangi sebeple 'Ayetleri açık ve anlaşılır değil itirazını yapacaklardı' diyor.
Arapça olup olmaması hiç bir sorun yaratmayacaksa;o zaman ayetin ilk kısmının 'Arapça olmaması sorun yaratırdı' demesine ne gerek var?Bu soruna değinmesine ne gerek vardı?
4-Yine bu ayeti Edip Yüksel çevirisiyle ele alırsak;o zaman bu ayet diğer pek çok ayeti inkar etmiş olacaktır.Diğer pek çok ayetle çelişmiş olacaktır.Çünkü Edip Yüksel tercümesindeki ayette olmayan suni anlam şudur:ister Arapça olsun ister yabancı bir dilde olsun bu hiç bir sorun yaratmazdı.Arapça olup olmaması bir fark yaratmazdı.Oysa diğer pek çok ayet açıkça Arapça dışında olması sorun yaratırdı diyor.Araplara yollanan bir Arap peygamberin Arapça dışında yollanması imkansızdır diyen pek çok ayet var.Edip bu tür ayetlerin hepsiyle çelişkiye düşmüş oluyor.
ARAPÇA OLUP OLMAMASI FARK EDERMİYDİ?BAŞKA DİLDE OLMASI MÜMKÜNMÜYDÜ?
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Bu ayette açıkça görülüyorki Arap kavmine yollanan bir peygamberiin kendi Kavminin dili dışında yollanması,başka dilde yollanması imkansızdır.O halde Arapça yada Arapça olmayan bir dilde olması fark etmezdi denilemez Fussilet 44.ayet için.O zaman İbrahim 4.ayeti inkar etmiş yok saymış olur Edip bey.Ve üstelik İbrahim 4.ayeti Edip Yükse'in kendisi de yukardaki gibi tercüme etmiştir.İbrahim Suresi 4.ayet varken Arapça olup olmaması far etmezdi denilemez.
'ARAPÇA OLMAYAN BİR KİTAP ARAPLARA UYGUN OLMAZDI' DİYEN AYETLER:
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
Görüldüğü gibi bırakın Arapça olmamasını;Arapça olması bile yetmiyor.Pürüssüz bir Arapça olması mecburidir.Yoksa sorun olurdu ve korunamazlardı.Pürüssüz Arapça olmasaydı korunamayacaklardı,Kuran misyonunu yerine getirememiş olacaktı.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi anlamı verilemez Fussilet 44.ayete.Araplara Arapça olmayan bir kitap yollanmaz anlamı Zumer 28. ayette açık bir şekilde var.O halde Fussilet 44.ayete,'Arap olana Arapça olmayan Kuran olurmu hiç' anlamı verenler haklıdırlar.Arapça olup olmaması fark etmezdi diyen Edip Yüksel yanılgı ve hata içerisindedir.
(Eğer Arapların korunması için pürüssüz Arapça bir kitap inmesi gerekiyorsa;o zaman Türklerin korunması içinde pürüssüz Türkçe bir kitap inmesi gerekiyor.Zumer 48.ayet bunu açığa çıkıyor.Edip Yüksel bunuda görmezden geliyor)
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Demekki Arapça olmasaydı anlayamayacaklardı.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildi.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.Kuran Arap kavminin kendi dilinde inmiş bir kitabı yok diye indiğini,Arapların Arapça olarak anlayabileceği bir kitap yok diye indiğini söylüyor.Yani Kuran kendi misyonunu yerine getirebilmek için Arapça olmak zorundaydı.Onun içindirki;Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.
(Enam 156.ayet bakarsak;eğer Kuran kendi dillerinde olmasaydı,bize kendi dilimizde kitap inmedi diyeceklerdi.Arapların,okunmasına yabancı olmadığımız kendi dilimizde bir kitap inmedi deme hakları varsa;o zaman Türklerin de bize okumasına yabancı olmadığımız Türkçe bir kitap inmedi deme hakları vardır.Edip Yüksel bunuda görmezden gelmektedir.)
Ve Fussilet 44.ayet her zaman Fussilet 3.ayetle birlikte düşünülmelidir.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır. Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)

(Meryem 97.ayete bakarsak:Arapların uyarılması için kolaylaştırılmış bir Arapçayla inen bir kitap lazımdır.O halde Türklerin uyarılması içinde kolaylaştırılmış Türkçeyle inen bir kitap lazımdır)
Ve son olarak Nahl 103.ayet var.Nahl 103.ayet Araplara kendi dilleri dışında bir kaynaktan seslenmenin sorunlu olacağını söylüyor.Arapça'dan başka bir dile tahammül olmadığını gösteriyor.
Biz onu sana başka bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz.Bahsettikleri o kişinin dili yabancıdır.Oysa bu apaçık Arapça(bir kitaptır)=Nahl 103-KURAN