13 Mart 2016 Pazar

Sebe suresi 28.ayeti anlamından saptıranlar

Kuranın bütün kavimlere ve bütün dillere gelmediğini anlayan müslüman mollalar bunu örtbas etmek için çeşitli hilelere baş vurmaktadırlar.Bunlardan biride SEBE SURESİ 28 NOLU AYETTE geçen kâffeten kelimesine bilerek yanlış anlam vermeleridir.
Önce kısaca Kuran’ın tek kavim için olduğunu görelim.Sonrada kâffeten kelimesini nasıl hileli kullandıklarına bakalım.
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
kitâbun=kitap
fussilet=açıklandı
âyâtu-hu=ayetleri
kur’ânen=Kur’ân
arabiyyen=arapça
li=için
kavmen=tek kavim,bir kavim
ya’lemûne=bilir olmak,bilecek olmak
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Görüldüğü gibi ayet bütün kavimler içindir dememiş.Bütün diller içindir dememiş.
Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor.
O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır.
Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir.
Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır.
Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır:
(Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu kitap ayetleri Arapça olarak açıklanmış bir Kurandır.Bir kavmin bilecek olması için(Fussilet 3 Kuran)
Gönderilen mesajın ve peygamberin diliyle sorumlu tutulacak kavmin dilinin farklı olmaması gerektiğini,aynı olması gerektiğini söyleyen ayetlerde vardır Kuran da:
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
O zaman Türk kavmine sadece Türkçe konuşan bir peygamberle,Türkçe inen bir mesajla seslenmesi şarttır.Böyle bir Tanrı Türk Kavmine de Türkçe inmeyen bir kitapla,Türk olmayan bir peygamberle seslenmek istemeyecektir.
Bu ayet aşağıdaki gibi de tercüme edilebilir.Her iki tercümede aynı kapıya çıkar.
Biz bütün peygamberleri başka değil;sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollarız.Böylece onlara anlatabilsin.(İBRAHİM 4 KURAN)
Gönderilen peygamber ile gönderildiği kavmin,sorumlu tutulacak kavmin dili aynı olmalı,farklı olmamalı diyor İbrahim 4 nolu ayet.
Yani hiç bir peygamber kendi dilini anlamayan yabancı kavimlere yollanmıyor.Hepsi kendi dilini anlayan kendi kavmine yollanıyor sadece.Böylece her kavim kendi dilini konuşan kendi içinden bir peygamberden mesaj dinliyor.Yabancı dilde bir mesajdan sorumlu tutulmamış oluyor.
Peki bunun aksi olursa ne olur?O zaman yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı doğuyor Kurana göre.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
O zaman Türklerinde neden dilimizde inmedi?Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç? deme hakları vardır.
Hatta Araplar bizden öncekilere inen kitaplar bize yabancıydı,okunuşları dilimize yabancıydı demesinler diye Kuran’ın indirildiğini söyleyen ayetler vardır.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildiği böylece belirtiliyor ayetlerde.Peki o zaman Türklerin de neden bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi deme hakları vardır.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Yine bütün kavimler ondan sorumludur dememiş.Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.Kuranın mantığına göre bu böyle olmalıdır.
###############################################
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve mâ erselnâ-ke=seni gönderişimiz,göndermiş olmadık
İlla=den başka,bunun dışında
kâffeten=bütünü,toplamı,hepsi bundan ibaret
li en nasi=insanlar için
beşîren=müjdeci
ve nezîren=uyarıcı
ve lâkinne=ancak
eksere=pek çoğu,ekseriyeti
en nâsi=insanların
la ya’lemune=bilmemektedirler
Seni gönderme amacımızın tümü(kaffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Burada bir hile yapıyorlar ve kaffeten(tümü,hepsi) kelimesini getirip insanlar kelimesine monte ediyorlar.Böylece ayeti SENİ BÜTÜN İNSANLARA GÖNDERDİK şeklinde çeviriyorlar.Bu tutarsız ve hileli bir çeviridir.
Bu ayeti Türkçe bilen bir Arap arkadaşımla hem Türkçe olarak hemde Arapça olarak detaylıca konuştum.Asıl konuyu kendisine anlatmadan sadece bu ayetten ne anladığını sordum kendisine.Onun verdiği cevap bu ayetin MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİNİN ELÇİLİK,UYARICILIK YAPMAKTAN İBARET OLDUĞU şeklindeydi.Baktım ayetteki KAFFATEN(bütün) kelimesini BÜTÜN İNSANLAR şeklinde almıyordu Arap arkadaş.Arkadaşım olan bu Arap ayetteki KAFFETEN(bütün) kelimesini MUHAMMED’İN BÜTÜN GÖREVİ,BÜTÜN GÖNDERİLİŞ AMACI şeklinde alıyordu.Yani ayetteki KAFFETEN kelimesini Muhammed’in gönderiliş amacıyla birleştiriyordu ve öğle anlıyordu.Muhammed’in Bütün(kaffeten) gönderiliş amacı,bütün(kaffeten) görevi şeklinde alıyordu bunu.Neden kaffeten kelimesini ayetteki Lİ EN NASİ(İNSANLAR İÇİN,İNSANLARA) sözüyle birleştirmediğini sordum.Çünkü malum bizim tercümanlar kaffeten kelimesini insanlar kelimesiyle birleştiriyorlardı.
Bana kasıtlı hareket etmeyen hiç bir Arabın bunu böyle anlamayacağını,bu ayetteki kaffeten kelimesinden bütün insanlar anlamını asla çıkarmayacağını,kaffeten(bütün) kelimesi ile li en nasi(insanlar) kelimelerini birleştirmeyeceğini söyledi.Sebebini sorunca aşağıdaki açıklamaları yaptı:
1-AYET İTİRAZ CÜMLESİDİR:
Ayet itiraz cümlesidir.Ayetteki İLLA(BAŞKA DEĞİL,BUNUN DIŞINDA DEĞİL) kelimesi itirazdır ve ayetin itiraz amaçlı olduğunu gösterir.Uyarıcı olmanın dışındaki gönderilme amaçlarına itiraz ediyor.Onun için bütün gönderiliş amacı(kıffaten) uyarıcı olmasından ibarettir diyor.Yoksa bütün insanlara gelmedi iddiasına cevap vermiyorki kıffaten diyerek bütün insanları kast etmiş olsun dedi.Ve ayeti Rad Suresinin 7 nolu ayetiyle karşılaştırırsam durumu daha iyi anlayacağımı söyledi.
Seni gönderme amacımızın tümü(kıffaten);insanlara uyarıcı olmandan ibarettir.Başka şey için değildir(Sebe 28-KURAN)
Senden mucize istiyorlar.SEN SADECE BİR UYARICISIN.Bütün kavimlerin her birinin kendi uyarıcısı(hidayetcisi) vardır(Rad 7-KURAN)
Ve şunu ekledi;vurgulanan hangi insan zümresine gönderildiği değil gönderiliş amacının neyle sınırlı olduğudur.Vurgu en büyük tefsirdir bazen.
Oysa bizim tercümanlar bu ayeti sanki TEK KAVİM İÇİN GELMEDİM itirazında bulunmuş gibi algılıyorlar ve öğle tercüme ediyorlar.Çünkü tek kavme özel olduğunu bilinçaltında anlamışlar ve bilinç altları bunu örtbas etmeleri gerektiğinin farkında.
Halbuki ayet gönderiş sebebimiz başka bir şey için değildir cümlesiyle başlıyor.Yani ayetin itirazı gönderiliş amacının kapsamıyla ilgilidir.
Hangi insan zümresine gönderildiği konusunu açıklayan ayetler başka kısımlarda geçemektedir halbuki.Buda Arap dilini konuşan Arap Kavmiyle sınırlandırılmış bir zümredir.
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
O halde Türklerin korunabilmesi için de pürüzsüz Türkçe bir kitap inmelidir.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Bütün kavimler ondan sorumludur demeyi unutmuş olmalı.
Seni ataları uyarılmamış olan o bir kavmi uyarman için gönderdik(YASİN 6 KURAN)
Yine bütün kavimleri uyarman için gönderdik demeyi unutmuş galiba.
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Şimdi bu ayeti Japonlara uygulayın;ey japonlar,Kuranı anlayabilesiniz diye Arapça indirdik.
Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin) uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN)
Kuranın iniş amacının tek kavmin sorunlarını çözmekle sınırlı olduğunu açıkça söylediği için,bu ayeti asla doğru çevirmeyeceklerdir.
Kuranın bütün amacının tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğunu söylüyor bu ayet.O sebeple Nahl 64.ayetini asla doğru çevirmeyeceklerdir.Ayetteki bütün kelemeleri aşağıda veriyorum.
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri, fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman
2-BÜTÜN İNSANLAR ANLAMI VEREBİLMEK İÇİN ”Lİ KAFFATEN NASU” DEMESİ GEREKİRDİ:
Ayette Lİ(İÇİN) sözü kaffetenden önce gelseydi o zaman bütün insanlar demiş olurdu.O zaman kaffeten(bütün) sözü insanlar(nasi) sözüyle birleştirilmiş olurdu.Ama ayette kaffeten kelimesindde önce değil sonra Lİ(için) sözü kullanılmış.Yani kaffeten ile nasi kelimesini birleştirmek yerine ayrıştırmış oluyor ayet.
3-AYET BÜTÜN İNSANLARIN HEPSİ DEMEK İSTESE ”KULLİ EN NASİ” YA DA ”EN NASE CEMİAN” DERDİ:
Bir insanı öldüren bütün insanların hepsini öldürmüş gibi olur.(Maide 32-KURAN)
katele en nâse: insanları öldürdü
cemîan:bütün hepsini
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
4-ZATEN BÜTÜN İNSANLARA UYARICI OL DİYE GÖNDERİLEMEZDİ:
Zaten bütün insanlara uyarıcı olamazdı.Bütün insanlara ulaşamadığı gibi bütün insan dillerinide bilmiyordu.Bir ingilize,bir Eskimoya,bir Moğola nasıl uyarıcı olabilecekti ki?
Onların haklı olduğunu,Muhammed’in bütün kavimlerin bütün insanlarını uyarmaya gönderildiğini farz edelim.O zaman Dünyadaki bütün kavimlerin konuştuğu bütün dilleri bilen,bütün dünyadaki kavimleri tek tek gezip uyaran bir Muhammed karşımıza çıkmış olur.
Her Peygamber başka kavimlerin diliyle değil sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmine gönderildiğine göre(İbrahim 4 KURAN),bütün kavimlere yollanması için bütün kavimlerin dillerine vakıf olması gerekirdi.
Gidip uyardığı yabancı kavimlere ne diyecekti?
Çinlilere gittiğini farz edelim ve onalara aşağıdaki ayetleri okuduğunu farz edelim;
Ey Çinliler,eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Ey Çinliler,Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsiniz(ZUMER 28 KURAN)
Ey Çinliler,SİZİN anlayabilmeniz için Kuranı Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Eğer ayet onların anladığı gibi olsaydı işte ortaya böyle bir saçmalık çıkmış olurdu.
Artı o zaman bazı ayetlerde şimdiki gibi olmazlardı:
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
Onlar haklı olsaydılar o zaman bu ayet;o bütün kavimler için bir zikirdir derdi,bütün kavimler ondan sorumludur derdi.
#################################################
Aslında Kuran BÜTÜN İNSANLAR derken bile BİR KAVMİN BÜTÜN İNSANLARInı kasteder.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN) Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı? Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni her insanın başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır. Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor. Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.

bilimsel öngörüler ve Kuran

Bilimde geri kalmış olmanın verdiği aşağılık kompleksiyle Kuran’a zoraki bilimsellik yüklemeye çalışanların bakış açısını anlatmak içindir bu yazı.
Öncelikle şunu belirtelimki Kuran a zorla bilimsellik görünümü vermek isteme olayı,kendi özgü bir mantık yürütme şeklinin ürünüdür.Bu mantıgın adına NURCU MANTIK deniliyor.Nedir bu nurcu mantık?
NURCU MANTIK=Aya ilk gidildiği Dünyada ilk defa duyurulmaya başladıgı dönemlerde Nurcu taife önce şöyle bir çıkış yaptı=AY NURDUR ONUN İÇİN HİÇ BİR İNSAN GİDEMEZ.BU BİR GAVUR YALANIDIR diyorlardı.
Ama daha sonra hem Dünya toplumları hem de Türkiye toplumu Ay a gidilmiştir diye kabul etmeye başlayınca,bu sefer aynı Nurcu taife şunu demeye başladılar=AYA NASIL GİDECEKLERİNİ KURAN A BAKARAK ÖĞRENDİLER.KURAN A BAKIP GİTTİLER.YOKSA GİDEMEZLERDİ.KURAN BİLİME YOL GÖSTERİYOR.
Ama eskiden bu mantık sadece Nurcular da yaygındı.Günümüzdeyse bütün müslümanlar da aynı sendrom var ve bu Nurcu Mantık bütün müslümanlara yayıldı.
Şimdi Gelelim KURAN A BİLİMSELLİK YÜKLEMEK İÇİN KULLANDIKLARI AYETLERE:
1-DEMİR İN UZAYDA Kİ YILDIZLARDA NASIL OLUŞTUGUNU KURAN ÖNCEDEN BİLDİRMİŞMİDİR?
”Ve DEMİRİ DE indirdik.Onda insan için kullanışlılık ve saglamlık vardır=HADİD SURESİ:25.AYET-KURAN”
Diyorlar ki Demir uzayda yıldızlardaki bir takım hareketlerle ve tepkimelerle oluşur.Demiri indirdik diyen Kuran,bunu haber veriyor.Muhammed bunu 1400 yıl önce nereden biliyordu?
Yeryüzünde Kuran ı en az anlayanlar müslümanlardır.Kuran ın genel mantıgından habersiz olan biri ancak demirle ilgili olan ayeti böyle acemice yorumlayabilir.
Çünkü,Kuran SADECE DEMİR İÇİN İNDİRDİK KELİMESİNİ KULLANMAZ.İnsanın kullandıgı her şey için İNDİRDİK kelimesini kullanır.
”Allah sizin için 4 AYAKLI HAYVANLAR İNDİRDİ=ZUMER SURESİ:6.AYET-KURAN”
İndirdi kelimesinden eğer YILDIZLARDA YAPILDI lafını anlıyorsanız,o zaman gökten indiği söylenen bütün bu hayvanlar da uzayda süper nova patlamalarıyla oluşmuş olmalı.Bu hayvanlar da yıldızlar da mı yapılıp dünyaya indirildi?
”Allah ın size GÖKTEN İNDİRDİĞİ YİYECEKLERin bir kısmını kendinize haram kılmayın=YUNUS SURESİ:59.AYET-KURAN”
Umarım yiyeceklerde yıldız patlamalarıyla uzayda üretilmemiştirler?
Yiyecekler ve Hayvanlar nasıl insanın hizmetine verildiyse,demir de aynı şekilde insanlıgın hizmetine verildiği için hepsine birden SİZİN İÇİN GÖKTEN İNDİRDİK deniliyor.
Yani ayetlerdeki SİZE DEMİRİ,HAYVANLARI VE YİYECEKLERİ İNDİRDİK gibi sözler,kullanımınıza sunduk,bahşettik anlamında kullanılıyor.Yoksa nasıl üretildikleriyle ya da süpernova patlamalarıyla ilgili ayetler değil bunlar.
Ayrıca Müslümanların kendi tefsirlerinde bile bu ayetlerde İNDİRİLDİ DERKEN ALLAH KATINDAN BAHŞEDİLDİ,ALLAH TARAFINDAN SİZE SUNULDU anlamının kastedildiği gayet açıkça yazıyor.Nasıl yapıldıgı değil,insanlıga hediye edilmesinin önemi vurgulanıyor.
2-KURAN DÜNYA NIN DÖNDÜĞÜNÜ ÖNCEDEN BİLDİRMİŞMİDİR?
”Ve sabit gördüğünüz daglar bulutlar gibi geçip giderler=NEML SURESİ:88.AYET-KURAN”
Bu ayetten Dünya nın dönmekte oldugunu anlıyorlar.Yani yerkabugu nun üstündeki daglar yer kabugu ile birlikte mantonun üzerinde dönüyor anlamına geliyormuş bu ayet.Oysa gene Kuran ın genel mantıgından ve diğer ayetlerden bagımsız düşünmekteler.
Oysa bu ayet in ne anlattıgı çok açıktır ve basitçe anlaşılabilir:DAGLARIN EBEDİYEN BÖYLE SARSILMADAN KENDİ YERLERİNDE KALACAKLARINI SANMAYIN.KIYAMET GÜNÜ YERLERİNDEN SÖKÜLÜP HAVAYA FIRLATILACAKLAR VE BULUT GİBİ UÇUP GİDECEKLER.Hatta diğer ayetler bunu daha da açık izah ediyorlar:
”Yeryüzüne SABİT DAGLAR YERLEŞTİRDİK=HİCR SURESİ:19.AYET-KURAN”
”Ve o gün geldimi DAGLAR HAVAYA ATILMIŞ KOYUN YÜNÜ GİBİ olacaklar=KARİA SURESİ:5.AYET-KURAN”
”Sana dagların durumunu soruyorlar:de ki,RABBİM DAGLARI UFALAYIP HAVADA SAVURACAK=TAHA SURESİ:105.AYET-KURAN”

YANİ DAGLARI SAGLAM VE SABİT YAPTI.AMA O GÜN DAGLARIN SAGLAMLIGI VE SABİTLİĞİ DE İŞE YARAMAYACAK.YERLERİNDEN SÖKÜLÜP BULUT GİBİ ATILACAKLAR.RÜZGARIN SAVURUP GÖTÜRDÜĞÜ BULUTLAR GİBİ DAGLARDA SAVRULARAK GÖZÜNÜZÜN ÖNÜNDEN KAYBOLUP GİDECEKLER.
3-KURAN DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMADIGINI ÖNCEDEN SÖYLEMİŞMİDİR?
Kaptan Kusto Cebeli Tarık Bogazında Atlas Okyanusu ile Akdeniz in sularının birbirine karışmadıgını keşfetti.Karışmama sebebi Akdeniz ile Atlas Okyanusu nun sularının tuzluluk oranlarının farklı olmasıydı.Kusto bunu 20.yüzyılda keşfetti.Kuran bunu 1400 yıl önce nasıl bilmiştir?
Öncelikle Kuran iki farklı deniz birbirine karışmaz derken;DENİZLERDEN BİRİNİN SUYU TATLIDIR,İÇMESİ GÜZELDİR,DİĞER DENİZİN SUYU ACIDIR VE İÇİLEMEZ(FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN”) demektedir.
Ama Kusto nun buldugu yerde,yani Cebeli Tarık bogazında her iki deniz de tuzlu ve içilmezdir.Hem Atlas Okyanusu nun suyu,hem de Akdeniz in suyu tuzlu ve içilemezdir.Birinin tuz oranı daha az,ama ikisi de tuzlu.
İkincisi,Hindistan da Allahabat nehri ve ganj nehrinde sularının denize döküldüğü nokta da tatlı nehir suyu ile tuzlu deniz suyu birbirine karışmıyor ve Hintliler bunu binlerce yıldır biliyorlar.Dünya nın pek çok yerinde bu böyledir ve Amazon nehrinin yerlileri bile bunu biliyorlar.Kusto da zaten bunu onlardan duymuştu ve bu bilinen olay Cebeli Tarıkta da varmı diye gidip orada da kontrol etti.Kusto bunu ilk ben buldum demiyor zaten.Binlerce yıldır her yerde bilinen bir olayın,Okyanus ve Denizlerin buluşma noktalarında da olup olmadıgını merak ettim diyor.İşte hepsi bu.
Muhammed in zamanında ki Araplar da bunu biliyorlardı zaten.Şu şekilde biliyorlardı=tatlı olan denizin suyunu içiyorlar ve zevk alıyorlar.tuzlu olanını ise suyunu acı buluyorlar ve içemiyorlar.Suların karışmadıgını böyle anlıyorlar.
Zaten ayetler de birini içtebildiğiniz,diğerini içemediğiniz şu iki deniz varya diye başlıyorlar.
”Ve iki denizi birbiri üstüne saldı.Biri TATLIDIR diğeri TUZLUDUR.Arada engel var karışmazlar=FURKAN SURESİ:53.AYET-KURAN”
”Tatlı olandan içersiniz ama tuzlu olandan içemezsiniz.Böylece bu iki deniz bir değildir.Üzerlerinde gemiler yüzdürürsünüz ve balık tutarsınız=FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN”

Ama hem o devirdeki Araplar,hem de Muhammet arada bir perde,görünmez bir perde oldugu için karışmadıgını söylüyorlar.Oysa böyle bir perde yoktur.Olsaydı denizaltılar geçemezdi.Balıkların geçmemesini Araplar perdeye baglamışlardır.

Edip Yükse'in rahatsız olduğu ayet

Edip Yüksel Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar isimli kitabında bir bölümü tek aytein tercümesine ayırmıştır.Bu ayetin anlamından ve tercümesinden rahatsızlık duyduğunu belirtiyor.Ve ayette bir sorun görüyor;bu sorunu gidermek için ayette olmayan bir anlamı ayete monte etmeyi öneriyor.Bu ayet Fussilet suresi 44.ayettir.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık,neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir kitap yollanırmı hiç derlerdi(FUSSİLET 44 KURAN)
Edip yüksel bu ayetin böyle çevrilmesi halinde Araplara tanınnan bu hakkın diğer milletlere de tanınmış olacağını söylüyor.Yani Eğer Araplar'ın neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan kitap gönderilirmi hiç deme hakları varsa,o zaman Türklerin de neden dilimizde inmedi deme hakları ortaya çıkacaktır.Türk olana Türkçe olmayan kitap yollanırmı hiç deme hakları olacaktır.
Edip Yüksel ayetin verdiği bu hakkı farketmiş ve çareyi ayette olmayan bir cümleyi ayete eklemekte bulmuş.Edip Yüksel bu ayeti çevirirken ayette olmayan bir cümle ekliyor;İster Arapça olsun ister başka dilde olsun bir şey farketmez cümlesini ayete ekleyerek durumu kurtarmaya çalışıyor.
KURAN HANGİ DİLDE OLURSA OLSUN ŞİFADIR
41:44 ayetinde "ister yabancı dilde, ister Arapça olsun" biçiminde çevirdiğimiz bölümü,
inceleyebildiğim tüm Türkçe mealler aşağı yukarı şöyle tercüme ediyor: "Arap olana yabancı dil mi?"
Bizim verdiğimiz anlam ile bunu karşılaştırınız. Kuran'ın diğer dillere doğru çevrilmesi halinde de
hidayet ve şifa özelliğini kaybetmeyeceğini vurgulayan anlamı doğru buluyorum. Arapça konuşanların
"Arab'a yabancı dilde bir kitap mı?" biçimindeki itirazları makul görülürse, Arapça bilmeyen
milyarlarca insanın da, "yabancıya Arapça kitap mı?" biçiminde bir itiraza hakları bulunması gerekir.
Meallerin verdikleri yanlış anlam yabancıların bu tür bir itiraz hakkı yaratır.(Kuran Çevirilerindeki Hatalar-Edip Yüksel)https://docviewer.yandex.com.tr/?url=ya-disk-public%3A%2F%2F%2FnZ1KPYFeUUvIff%2B54xMErHL25NIWXQj6CRtl48jI5o%3D%3A%2FKuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.pdf&name=Kuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.&page=31&c=56e53babfc27

1-Edip Yüksel'in bu ayete Arapça olup olmaması fark etmez diyebilmesi için,fark etmez kelimesinin ayette geçmesi gerekirdi.Ama geçmiyor.
2-Edip Yüksel;diğer bütün tercümanların Araba yabancı dil mi? şeklindeki tercümesini eleştiriyor.Ayet soru şeklindedir ve diğer tercümanlar haklıdırlar.Ayetteki -mi? soru ekiini görmezden gelen Edip Yüksel'in kendisidir.

41:44 ayetinde "ister yabancı dilde, ister Arapça olsun" biçiminde çevirdiğimiz bölümü,
inceleyebildiğim tüm Türkçe mealler aşağı yukarı şöyle tercüme ediyor: "Arap olana yabancı dil mi?"(Kuran Çevirilerindeki Hatalar-Edip Yüksel)https://docviewer.yandex.com.tr/?url=ya-disk-public%3A%2F%2F%2FnZ1KPYFeUUvIff%2B54xMErHL25NIWXQj6CRtl48jI5o%3D%3A%2FKuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.pdf&name=Kuran%20cevirilerindek%20hatalar%20-%20Edip%20Y%C3%BCksel.&page=31&c=56e53babfc27

Oysa diğer tercümanlar haklıdırlar.Çünkü ayette -Mİ? soru eki var ve yabancı dil kelimesine eklenmiş.(أَعْجَمِيًّا)
âyâtu-hu=onun ayetleri
e=mi?
a'cemiyyun=Arapça olmayan,yabancı dil
ve arabîyyun=ve Arap olana,Araplara
http://www.kuranmeali.org/41/fussilet_suresi/44.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Edip Yüksel bu -Mİ? soru ekinide görmezden geliyor.Edip'in tercümesinde -Mİ? soru eki yoktur.Onun görmezden gelip onun yerine hayali bir farketmez anlamı yüklemiş ayete.
3-Bu ayeti Edip Yüksel'in çevirdiği gibi alırsak;ayet kendi içinde büyük bir çelişki barındırmış olacaktır.
Edip Yüksel'in kendi çevirisinde büyük çelişki doğmaktadır.Çünkü Edip'in çevirisinde bile ayetin ilk kısmında;Arapça olmamasının sorun yaratacağı anlatılıyor.Ama ayetin ikinci kısmında;Arapça olmamasının hiç bir sorun yaratmayacağı anlatılıyor.Edip'in tercümesinden aşağıdaki gibi bir anlam ve sonuç çıkıyor:
Fussilet 44 ayetinin 1.kısmı=Eğer yabancı dilde bir Kuran yapsaydık neden ayetleri açık değil derlerdi.(yani Arapça olmaması sorun yaratırdı)
Fussilet 44 ayetinin 2.kısmı=İster Arapça olsun ister yabancı dilde olsun,hiç bir şey fark etmezdi.(yani Arapça olmaması hiç bir sorun yaratmazdı)
Eğer Edip'in tercümesinde 1.kısım doğruysa;Arapça olmaması sorun yaratacaktıysa,o zaman ayetin 2.kısmı nasıl oluyorda Arapça olup olmaması arasında bir fark olmazdı diyebiliyor?
Eğer Edip'in tercümesinde 2.kısım doğruysa;Arapça olup olmaması hiç bir fark yaratmayacaktıysa,o zaman ayetin 1.kısmı neden Arapça olmasaydı sorun olacaktı diyor.O zaman 1.kısım hangi sebeple 'Ayetleri açık ve anlaşılır değil itirazını yapacaklardı' diyor.
Arapça olup olmaması hiç bir sorun yaratmayacaksa;o zaman ayetin ilk kısmının 'Arapça olmaması sorun yaratırdı' demesine ne gerek var?Bu soruna değinmesine ne gerek vardı?
4-Yine bu ayeti Edip Yüksel çevirisiyle ele alırsak;o zaman bu ayet diğer pek çok ayeti inkar etmiş olacaktır.Diğer pek çok ayetle çelişmiş olacaktır.Çünkü Edip Yüksel tercümesindeki ayette olmayan suni anlam şudur:ister Arapça olsun ister yabancı bir dilde olsun bu hiç bir sorun yaratmazdı.Arapça olup olmaması bir fark yaratmazdı.Oysa diğer pek çok ayet açıkça Arapça dışında olması sorun yaratırdı diyor.Araplara yollanan bir Arap peygamberin Arapça dışında yollanması imkansızdır diyen pek çok ayet var.Edip bu tür ayetlerin hepsiyle çelişkiye düşmüş oluyor.
ARAPÇA OLUP OLMAMASI FARK EDERMİYDİ?BAŞKA DİLDE OLMASI MÜMKÜNMÜYDÜ?
Her kavme başka değil,sadece o kavmin kendi diliyle seslenen o kavmin kendi içinden bir peygamber yollarız.Böylelikle onlara anlatabilir(İBRAHİM 4 KURAN)
Bu ayette açıkça görülüyorki Arap kavmine yollanan bir peygamberiin kendi Kavminin dili dışında yollanması,başka dilde yollanması imkansızdır.O halde Arapça yada Arapça olmayan bir dilde olması fark etmezdi denilemez Fussilet 44.ayet için.O zaman İbrahim 4.ayeti inkar etmiş yok saymış olur Edip bey.Ve üstelik İbrahim 4.ayeti Edip Yükse'in kendisi de yukardaki gibi tercüme etmiştir.İbrahim Suresi 4.ayet varken Arapça olup olmaması far etmezdi denilemez.
'ARAPÇA OLMAYAN BİR KİTAP ARAPLARA UYGUN OLMAZDI' DİYEN AYETLER:
Kuranı pürüzsüz bir Arapçanın dışında indirmedik ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
Görüldüğü gibi bırakın Arapça olmamasını;Arapça olması bile yetmiyor.Pürüssüz bir Arapça olması mecburidir.Yoksa sorun olurdu ve korunamazlardı.Pürüssüz Arapça olmasaydı korunamayacaklardı,Kuran misyonunu yerine getirememiş olacaktı.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi anlamı verilemez Fussilet 44.ayete.Araplara Arapça olmayan bir kitap yollanmaz anlamı Zumer 28. ayette açık bir şekilde var.O halde Fussilet 44.ayete,'Arap olana Arapça olmayan Kuran olurmu hiç' anlamı verenler haklıdırlar.Arapça olup olmaması fark etmezdi diyen Edip Yüksel yanılgı ve hata içerisindedir.
(Eğer Arapların korunması için pürüssüz Arapça bir kitap inmesi gerekiyorsa;o zaman Türklerin korunması içinde pürüssüz Türkçe bir kitap inmesi gerekiyor.Zumer 48.ayet bunu açığa çıkıyor.Edip Yüksel bunuda görmezden geliyor)
Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(YUSUF 2 KURAN)
Demekki Arapça olmasaydı anlayamayacaklardı.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye.(ENAM 156-kuran)”
Arap Kavmi bize kendi dilimizde kitap inmedi,okunmasına yabancı olmadığımız kitap inmedi demesinler diye Kuranın indirildi.O halde Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.Kuran Arap kavminin kendi dilinde inmiş bir kitabı yok diye indiğini,Arapların Arapça olarak anlayabileceği bir kitap yok diye indiğini söylüyor.Yani Kuran kendi misyonunu yerine getirebilmek için Arapça olmak zorundaydı.Onun içindirki;Arapça olup olmaması fark etmezdi denilemez.
(Enam 156.ayet bakarsak;eğer Kuran kendi dillerinde olmasaydı,bize kendi dilimizde kitap inmedi diyeceklerdi.Arapların,okunmasına yabancı olmadığımız kendi dilimizde bir kitap inmedi deme hakları varsa;o zaman Türklerin de bize okumasına yabancı olmadığımız Türkçe bir kitap inmedi deme hakları vardır.Edip Yüksel bunuda görmezden gelmektedir.)
Ve Fussilet 44.ayet her zaman Fussilet 3.ayetle birlikte düşünülmelidir.
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)
Görüldüğü gibi ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor.Bütün diller içindir demiyor. Bir kavmin dili göz önünde bulunduruluyor,bir kavmin bilmesi göz önünde tutuluyor.Bütün kavimlerin bilmesi yada bütün kavimlerin dilleri göz önünde tutulmuyor. O kendisinin düzenleniş amacı hakkında sadece Arap diline ve Arap Kavmine yönelik ifadeler kullanır. Bu ayetteki TEK KAVİM İÇİN(Lİ KAVMİN-لِّقَوْمٍ) sözü tercümelerde görmezden gelinir. Ve ayetteki YA’LEMU(يَعْلَمُونَ) kelimesi BİLEN DURUMUNA GELME anlamındadır ve ayette tek kavim kelimesiyle bağlantılı kullanılmıştır. Fussilet 3 nolu ayet Meryem 97 nolu ayetle birlikte okunursa durum daha iyi anlaşılır: (Meryem suresi 97 nolu ayet Kuran bütün kavimleri uyarman içindir dememiş.Tek kavmi uyarman içindir demiş.)
Biz o Kur’ân’ı senin lisanınla kolaylaştırdık ki, onunla inatçı bir kavmi müjdeleyesin ve uyarasın.(MERYEM 97 KURAN)
Bu Kuran’ın ayetleri Arapça açıklandı,bir kavmin bilecek olması için (FUSSİLET 3 KURAN)

(Meryem 97.ayete bakarsak:Arapların uyarılması için kolaylaştırılmış bir Arapçayla inen bir kitap lazımdır.O halde Türklerin uyarılması içinde kolaylaştırılmış Türkçeyle inen bir kitap lazımdır)
Ve son olarak Nahl 103.ayet var.Nahl 103.ayet Araplara kendi dilleri dışında bir kaynaktan seslenmenin sorunlu olacağını söylüyor.Arapça'dan başka bir dile tahammül olmadığını gösteriyor.
Biz onu sana başka bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz.Bahsettikleri o kişinin dili yabancıdır.Oysa bu apaçık Arapça(bir kitaptır)=Nahl 103-KURAN